
Eveeet. Oturalim baslayalim yazmaya. Bizi büyüleyen yerleri, insanlari, ürünleri. Su anda Mardin anilarim daha canli oldugu için ondan basliyorum yazmaya. Koliler gelip de Antep’te dostlarimizin hediye ettigi kitaplar, ürünler, çarsidan aldiklarimiz çiktikta Antep anilarim da canlanip dile gelecekler elbet. Tabii alinan notlar da var. Hepsi birer birer elden geçecek. Mardin dedik degil mi? Antep’ten 19 Eylül Pazartesi öglene dogru ayrildik ve kiraladigimiz arabayla Mardin’e dogru yol almaya basladik.
Halfeti’ye ugrasak mi deyince rotayi degistirip Birecik’ten Firat’i takip ederek içeriye girdik ve Birecik Baraji’nin sulari altinda kalan evlerin damlarini seyrederek Azer Bortaçina’nin da kitabinda yer alan Duba’da, Firat’a has bir balik olan şabut izgarasi (aci biberli bir sosa bulayip pisiriyorlar), salata, patlican sögürme (onlar öyle mi diyordu?) ve karisik kizartmadan olusan yemege 20 ytl verdik, bir kaç resim çekip çaylarimizi da yudumlayip yola devam ettik.
Erken çikabilseydik günü Urfa’da geçirip devam edecektik ama Mardin’e çok da geç varmak istemedigimiz için Urfa’ya girmedik. Iyi de etmisiz çünkü hava kararirken vardik otelimize. Erdoba Konaklari’nda kalacaktik. Tek kisi 75, çift kisi 120 demislerdi ama birazcik pazarlik edebilmistik. Asagi konakta kalacagimizi sanirken orta tarafta, yeni kiraladiklari bir yerde ufacik, havasiz, banyosu odanin ortasina dusakabin seklinde yapilmis anlamsiz odalarda bulduk kendimizi. Büyük hayal kirikligi. Alt ve üst konak doluymus. Iyi de dedik, söyleseydiniz biz de baska yerde kalirdik! Ertesi gün naz ve niyazla asagi konaga aldilar (orada kalan Alman grup gitmisti) ve en güzel odalarini verdiler. Frank’in kaldigi oda gerçekten otelin en güzel odasiydi, bir nevi kral dairesi. Ancak banyolari öyle anlamsiz yapilmis ki, dusun yaninda lavabo var, su giderinin egimi yanlis yapildigi için sürekli islak kaliyor. Manzara olaganüstü tabii. Gündüz uçsuz bucaksiz Mezopotamya Ovasi’na bakarken gece deniz kenarinda gibisiniz.
Gerçekten. Adaciklar, karsi kiyi, denizde gemiler... Çok büyülü..
Ikinci gün çarsi günü. Resimdeki esekli temizlik isçisinin çekildigi yer çarsi. Esekler maasli eleman. Çogu da beyaz. Iki taraflarindaki küfelere konuyor çöpler. Mardin yokusu bol, daracik, merdivenli sokakli bir kent. Baska da bir çözüm olamaz sanki. Çarsilar baharat kokulu. Sumak, kisnis her dükkanda var. Kavrulmus sehriyeli bulgur bas tahil. Köfte baharatini istege göre karistiriyorlar, yeni bahar, tarçin, karanfil (7 çesitte var), zencefil...
Minicik bir kahve kesfettik, sahibi kürt. Merkeze yakin köylerden birinde yasiyor. Ne tatli bir oglan. Çaylar, kahveler. Sonra bizim sevgili antikacimiz olan Hasan’in dükkani geliyor. Bizi eve davet ediyor. O muhtesem manzarali koca konakta esinin yaptigi acur tursusundan tadiyoruz. Tatli kizi Esengül kahve falina bakiyor. Dönüste bakirci amcadan bir kaç bakir esya aliyor, Hasan’in dükkanina dönüyoruz. Bir sey almaya niyeti olmayan ben bile neler aliyorum. Fiyatlar çok makul. Ana yolda olmadigi için üzülüyor Hasan.
Turistler çarsiya pek girmiyormus. Oysa her tür güzellik çarsida. Siz Hasan Özcan’i mutlaka ziyaret edin. Dükkaninin adi Sahmeran Bakir Galerisi. Sipahiler Çarsisi’nda. Eski ve yeni bakirlar için, güzelim yüzükler, takilar için. Telefonu (546) 240 93 73. Selamlarimizi iletin. Tijen’in, Aylin’in, Frank’in.
Ilk aksami unuttum. Cercis Konagi’nda yemekteyiz. Ebru Hanim bizi bekliyor beklemesine de restoran tiklim tiklim. Bizim otelde kalan Alman grup asagida, BBC’den çekim için gelen milletler karmasi grup ve Fest acentesinin gezi grubu yukarida. Yemekler hayal kirikligi yaratiyor. Ebru Hanim tüm mezelerden koyduruyor masaya. Mahlepli sarabini mutlaka denememizi istiyor. Sonradan anlattiklarina bakilirsa sarabi dogru kosullari yaratarak yapamiyorlar. Mahlep sarabin tadini bastirdigi için sonuçta mahlep likörü içer gibi içiyorsunuz. Oturup sohbet edemedigimiz için ve sonra yeniden gelecegiz diye yemeklerin yöresel adlarini kaydedemiyorum.
Mezelerden bir tanesini seviyoruz. Ekmek içi ve salça elde birbirine yediriliyor ve iç cevizle karistiriliyor. Bir nevi muhammara, ama baharati az, sarimsagi yok. En lezzetlisi o. Zeytin mezesi çok eksi, keza kurutulmus domates de. Ana yemeklerden 3 tane tadimlik isteniyor, her sey etli oldugu için bana göre degil. Biri tarçinli, mahlepli, patlicanli pilav. Pirinçten çok nohut var. Biraz ölmüs. Çok lezzetli degil. Digeri ‘kitel raha’ yani haslama sini köfte. Bir de kabakli bir yemek var. Adini almadigima üzülüyorum. Aslinda mönüsünü bile göremedik ki? Frank ve Aylin raki içiyor, ben onlarin içmedigi, oldukça sicak geldigi için tadini ne kadar bozabilir ki, zaten ahim sahim degil diyerekten buz ekledigim mahlepli saraplardan içiyorum. Tatli tabaklari geliyor, peynirli helva eksi, iyi kavrulmamis. Reçellerin tadina bakmadim ama karanfilli portakal reçeli güzel kokuyordu. Onlar ikramlariymis. Bir de sumak serbeti ve zencefilli limonata ikram ediyorlar. Hesap 125 milyon. Bize indirim yapmislar, adam basi 30 milyon verip mutsuz bir sekilde ayrildik ne yazik ki.
Elbette Mardin için çok güzel bir is yapiyor Ebru Baybara ama bu kadar abartilmayi hak ediyor mu bilemiyorum. Belki o kadar yogun olmayan bir zamanda gelsek daha leziz seyler yiyebilirdik. Bilemiyorum. Daha sonra Bilgi Ün.’den Çigdem Hanim’la konustugumda o da yemeklerin hayal kirikligi oldugunu söyledi. Biz gitmedik ama Azer Hanim kitabinda Turistik Et Lokantasi’ni methetmis.Ertesi öglen Florans bizi Kino Kaburga’ya götürdü. Fast-food yemeklerinin de oldugu restoranda kaburga dolmasi geliyor ortaya. Altinda taze maydanozlu pilav olan kemikli kaburga etinin sunumu güzel. Kizartilmis içli köfteyi yiyenler begendi. Birer de yogurtlu semizotu yediler, bense sade pilav ve yogurtla yetindim. Ortaya da koca salata ile 5 kisinin hesabi 20 ytl. Aradaki fark inanilmaz!
Tesadüfler zinciriyle Fly Air’in Mardin’e uçusunu kutlamak için Mardin’e gelen ekibe katilip Artuklu Kervansaray Oteli’ne geçtik Aylin’le. Vali Bey’in esi Sabahat Hanim’la tanistik. Ertesi gün için bize soförünü tahsis etti ve mutlaka görülmesi gerekir diyerek Mardin’e 40 dakika uzakliktali Savur’a gönderdi. Mardin’in en yesil ilçesi Savur. Mardin’in minyatürü oldugunu söylüyorlar. Haci Abdullah Bey Köskü, isteyenlerin konaklayabilecegi çok güzel bir kösk. (Asagidaki resim onun oturma odasindan çekildi)
Savur’a tepeden bakiyor. Yaz kis püfür püfür esermis. Orada kalmak isterseniz Nevin Hanim’i aramaniz gerekiyor, (536) 465 20 29. Isteyenlere yöresel yemekler de yapiyorlar. Biz ögle yemegimizi Savur’un biraz disindaki yemyesil bir bahçede yedik. Nevin-Isa Tirpan’in yerinde alabalik yeniyor. Abagammüc dedikleri patlican salatalari çok leziz. Yogurtlu patlican da öyle. Hele de yemekten sonra gelen yörenin meyveleri öyle güzeldi ki. Taze cevizleri bizim için kirip sofraya getirdiler. Arabayla geziyorsaniz orayi da görmelisiniz. O gün sabah kahvaltimizi Kervansaray Otel’de ettik. Sagolsun Sabahattin Bey’in davetiyle.
Aksam da yine Sabahat Hanim’in ve tesadüfen Coskun Aral ve ekibinin de bulundugu bir sofrada tipik Mardin lezzetleriyle bulustuk. Et yemeyen bendeniz etsiz olanlarini tadabildim. Mardin’in lezzetleri de çok özel. Durun ama, hepsini yazmayayim da gazete ve dergilere de kalsin degil mi ama? Son olarak Mardin’in en eski kuruyemis ve helvacilarindan biri olan Davut Selim’in bugün 3. kusak torunlarca isletilen dükkaninda çektigim fotograf yer aliyor. Haslanip tuzlanmis ve çig karpuz çekirdeklerini görebilirsiniz. Afiyet seker olsun. Istanbul-Mardin arasi artik 1.5 saat, Fly Air haftada 3 gün Mardin’e uçuyor. Gidip görmek isteyenler için iyi bir firsat.
Kervansaray’da konaklamak isterseniz tel (482) 213 73 53 www.artuklu.com Erdoba’da isterseniz (482) 212 76 77 www.erdoba.com.tr aman çok dikkatli olun, orta binada oda verirlerse ya iyi pazarlik yapin ya da kabul etmeyin. Oda bilgileri zaten web sitesinde var. Benden bu kadar. Gerisi size kalmis. Kendi Mardin’inizi kesfetmek için fazla beklemeyin derim