E-Mardin.com

Mardin'e farklı bir bakış..

Tuesday
Jan 06th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Tijen İnaltong

Başka Dünyalar

Başka Dünyalar

 

Ne gündü ama! Sabah 6'da, Mardin'de, Mezopotamya Ovası'na bakan odada uyanip günesin dogusunu seyrettim, sonra toparlandik, bir ufak kahvalti ve Diyarbakir havaalanina. Oradan Istanbul. Havaalaninda bekleyecek degilim ya, 3 saatligine de olsa Taksim'e uzandim, Sevim Abla'yla bulustuk, yemek yedik. Simurg, Cafe Bunka derken gerisingeriye havaalanina ve tekrar uçak. Bu sefer Antalya. Yorucu bir gündü. Uzundu. Ne kafami toparlayacak halim var ne de basimi kaldiracak. Yorgunluk, az uyku ve dün aksam 1800 metre tepeden (üzerinize afiyet)Mardin'i, Mardin eteklerini seyredecegiz derken üsütmeydi ve sonuç: grip mi oluyorum ne? Bunda bir gün içinde onca hava degisikliginin de etkisi oldugu yadsinamaz. Uçak soguk, Istanbul soguk, Antalya sicak.. Allak bullak oldu bedenim.

Dünyanin sonuna gidip gelmis gibi hissediyorum kendimi. Galiba da öyleydi. Söylenecek pek çok sey var ama simdilik sizi yeni bir resimle basbasa birakayim istedim. Zeugma'da çektim bu resmi. Gördügünüz agaçlar fistik agaçlari. Gökyüzü muhtesem. Baska baska hikayeler var. Ama en çok Mardin'e vuruldum. Oranin hikayesi bitmez. Sabah çöp toplayan eseklerini mi anlatayim dost canlisi insanlarini mi, baharat kokan çarsilari mi binbir kültürün harmanlanip yasadigi tas binalari, tas yollari, tas geçmisi mi? Önce kafami toparlayacagim durun. Tekrar bir arada olacagiz elbet. Anlatacaklarim var.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Şubat 2007 13:03 )

 

Diğer Mardinliler

Diğer Mardinliler

 

Daha pek çok Mardinli lezzet var ama resimleyebildigim fazla yok. Birincisi, Cercis Konagi'na aksam gittigimiz için isiklar çok müsait degildi. Tekrar gidip resim çekmek istedim ama bir daha firsat olup da gidemedik. Ben de bu seferlik olanla idare ediyorum mecburen. Üstteki resim Mardin'in meshur kaburga dolmasi. Her zaman böyle mi servis edilir bilmiyorum ama biz bunu Kino Burger'de siparis ettik! Tipik bir fastfood görünümünde ama geleneksel yiyecekler de var. Ben sadece pilavindan yedim, pistikten sonra bol maydanoz dogranmis bir pilav. Üzerindeki eti, haliyle.

Bu resimdeki 'iklice', ya da 'kliçe'. Bir Süryani gelenegi imis, Ebru Hanim onu çok güzel anlatiyor ve sonra gruplara birer tane parçalatiyor. Gelinle damadin yeni bir yasama baslarken parçaladiklari ve sonra konuklara dagitilan bir çörek. Içinde bol baharat var. Bu resimdeki 3. sabahimizda davetli oldugumuz Artuklu Kervansarayi Oteli'nde Sabahattin Bey'in çarsidan aldirdigi çörek. Müslümanlar da mevlit çöregi olarak kabul ediyor, mevlitlerden sonra çikista posetler içinde dagitilirmis.

Bu da malum içli köfte. Buradaki kizartilmis olani. Bir de haslanmis olan var. Aslinda mardin'de 3 çesit haslanmis içli köfte olurmus. Kitel ikbar, kitel raha ve kettulet. Kitel raha irice, krep büyüklügünde neredeyse, arasinda kiymali harci oluyor ve üzerinde yogurtlu sosu var. Cercis Murat Konagi'nda siparis ettigimiz buydu. Ben kenarindan yemistim sadece. Kizartilmis içli köfteye de 'irok' deniyor. O da resimde gördügünüz gibi. Son aksam yine Artuklu'daki yemekte geldi masaya. O aksam pek çok çesit vardi ama çogu etli oldugu için ben bir kismini yiyebilmistim. Gelenlerden biri de etli ekmekti.

Böyle böyle ögrenecegiz iste. Mardin konusunda fazla bir yazili kaynak yok. Nevin Halici'nin bulunmasi zor Güneydogu Anadolu Bölgesi Yemekleri kitabi, Cemsit Bender'in Kürt Mutfak Kültürü kitabi biraz Mardin yemeklerini aktariyor ama hepsini artik Ebru Baybara'dan bekliyoruz. O bir kitap hazirliyormus. Sanirim en kapsamlisi o olacaktir. Bir daha gidebilirsem daha pek çok sey ögrenecegim insallah.

Aksam oldu, uykum geldi. Hele de bütün günü bilgisayar karsisinda, çalisarak geçirdigim düsünülürse. Simdi dinlenme vakti. Daha sonra bizim tavsan yüregi zeytinlerin de resmini çekip koyacagim buraya. Yarin sali, ben pazardan yine zeytin alirim dayanamayip nasilsa! Bir de süzme yogurttan cacik yapmak için benim tek ineginin sütünden yogurt mayalayip ondan da süzme yogurt yapan tatli teyzeme ugramam gerekiyor. Of! Çok yoruldum. Haydin iyi geceler herkese. Sabah okuyanlara da iyi sabahlar. Umarim rüyalariniz renkli olur.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Şubat 2007 12:43 )

Büyülü Mardin

Büyülü Mardin

Eveeet. Oturalim baslayalim yazmaya. Bizi büyüleyen yerleri, insanlari, ürünleri. Su anda Mardin anilarim daha canli oldugu için ondan basliyorum yazmaya. Koliler gelip de Antep’te dostlarimizin hediye ettigi kitaplar, ürünler, çarsidan aldiklarimiz çiktikta Antep anilarim da canlanip dile gelecekler elbet. Tabii alinan notlar da var. Hepsi birer birer elden geçecek. Mardin dedik degil mi? Antep’ten 19 Eylül Pazartesi öglene dogru ayrildik ve kiraladigimiz arabayla Mardin’e dogru yol almaya basladik.


Halfeti’ye ugrasak mi deyince rotayi degistirip Birecik’ten Firat’i takip ederek içeriye girdik ve Birecik Baraji’nin sulari altinda kalan evlerin damlarini seyrederek Azer Bortaçina’nin da kitabinda yer alan Duba’da, Firat’a has bir balik olan şabut izgarasi (aci biberli bir sosa bulayip pisiriyorlar), salata, patlican sögürme (onlar öyle mi diyordu?) ve karisik kizartmadan olusan yemege 20 ytl verdik, bir kaç resim çekip çaylarimizi da yudumlayip yola devam ettik.


Erken çikabilseydik günü Urfa’da geçirip devam edecektik ama Mardin’e çok da geç varmak istemedigimiz için Urfa’ya girmedik. Iyi de etmisiz çünkü hava kararirken vardik otelimize. Erdoba Konaklari’nda kalacaktik. Tek kisi 75, çift kisi 120 demislerdi ama birazcik pazarlik edebilmistik. Asagi konakta kalacagimizi sanirken orta tarafta, yeni kiraladiklari bir yerde ufacik, havasiz, banyosu odanin ortasina dusakabin seklinde yapilmis anlamsiz odalarda bulduk kendimizi. Büyük hayal kirikligi. Alt ve üst konak doluymus. Iyi de dedik, söyleseydiniz biz de baska yerde kalirdik! Ertesi gün naz ve niyazla asagi konaga aldilar (orada kalan Alman grup gitmisti) ve en güzel odalarini verdiler. Frank’in kaldigi oda gerçekten otelin en güzel odasiydi, bir nevi kral dairesi. Ancak banyolari öyle anlamsiz yapilmis ki, dusun yaninda lavabo var, su giderinin egimi yanlis yapildigi için sürekli islak kaliyor. Manzara olaganüstü tabii. Gündüz uçsuz bucaksiz Mezopotamya Ovasi’na bakarken gece deniz kenarinda gibisiniz.


Gerçekten. Adaciklar, karsi kiyi, denizde gemiler... Çok büyülü..



Ikinci gün çarsi günü. Resimdeki esekli temizlik isçisinin çekildigi yer çarsi. Esekler maasli eleman. Çogu da beyaz. Iki taraflarindaki küfelere konuyor çöpler. Mardin yokusu bol, daracik, merdivenli sokakli bir kent. Baska da bir çözüm olamaz sanki. Çarsilar baharat kokulu. Sumak, kisnis her dükkanda var. Kavrulmus sehriyeli bulgur bas tahil. Köfte baharatini istege göre karistiriyorlar, yeni bahar, tarçin, karanfil (7 çesitte var), zencefil...


Minicik bir kahve kesfettik, sahibi kürt. Merkeze yakin köylerden birinde yasiyor. Ne tatli bir oglan. Çaylar, kahveler. Sonra bizim sevgili antikacimiz olan Hasan’in dükkani geliyor. Bizi eve davet ediyor. O muhtesem manzarali koca konakta esinin yaptigi acur tursusundan tadiyoruz. Tatli kizi Esengül kahve falina bakiyor. Dönüste bakirci amcadan bir kaç bakir esya aliyor, Hasan’in dükkanina dönüyoruz. Bir sey almaya niyeti olmayan ben bile neler aliyorum. Fiyatlar çok makul. Ana yolda olmadigi için üzülüyor Hasan.


Turistler çarsiya pek girmiyormus. Oysa her tür güzellik çarsida. Siz Hasan Özcan’i mutlaka ziyaret edin. Dükkaninin adi Sahmeran Bakir Galerisi. Sipahiler Çarsisi’nda. Eski ve yeni bakirlar için, güzelim yüzükler, takilar için. Telefonu (546) 240 93 73. Selamlarimizi iletin. Tijen’in, Aylin’in, Frank’in.


Ilk aksami unuttum. Cercis Konagi’nda yemekteyiz. Ebru Hanim bizi bekliyor beklemesine de restoran tiklim tiklim. Bizim otelde kalan Alman grup asagida, BBC’den çekim için gelen milletler karmasi grup ve Fest acentesinin gezi grubu yukarida. Yemekler hayal kirikligi yaratiyor. Ebru Hanim tüm mezelerden koyduruyor masaya. Mahlepli sarabini mutlaka denememizi istiyor. Sonradan anlattiklarina bakilirsa sarabi dogru kosullari yaratarak yapamiyorlar. Mahlep sarabin tadini bastirdigi için sonuçta mahlep likörü içer gibi içiyorsunuz. Oturup sohbet edemedigimiz için ve sonra yeniden gelecegiz diye yemeklerin yöresel adlarini kaydedemiyorum.


Mezelerden bir tanesini seviyoruz. Ekmek içi ve salça elde birbirine yediriliyor ve iç cevizle karistiriliyor. Bir nevi muhammara, ama baharati az, sarimsagi yok. En lezzetlisi o. Zeytin mezesi çok eksi, keza kurutulmus domates de. Ana yemeklerden 3 tane tadimlik isteniyor, her sey etli oldugu için bana göre degil. Biri tarçinli, mahlepli, patlicanli pilav. Pirinçten çok nohut var. Biraz ölmüs. Çok lezzetli degil. Digeri ‘kitel raha’ yani haslama sini köfte. Bir de kabakli bir yemek var. Adini almadigima üzülüyorum. Aslinda mönüsünü bile göremedik ki? Frank ve Aylin raki içiyor, ben onlarin içmedigi, oldukça sicak geldigi için tadini ne kadar bozabilir ki, zaten ahim sahim degil diyerekten buz ekledigim mahlepli saraplardan içiyorum. Tatli tabaklari geliyor, peynirli helva eksi, iyi kavrulmamis. Reçellerin tadina bakmadim ama karanfilli portakal reçeli güzel kokuyordu. Onlar ikramlariymis. Bir de sumak serbeti ve zencefilli limonata ikram ediyorlar. Hesap 125 milyon. Bize indirim yapmislar, adam basi 30 milyon verip mutsuz bir sekilde ayrildik ne yazik ki.


Elbette Mardin için çok güzel bir is yapiyor Ebru Baybara ama bu kadar abartilmayi hak ediyor mu bilemiyorum. Belki o kadar yogun olmayan bir zamanda gelsek daha leziz seyler yiyebilirdik. Bilemiyorum. Daha sonra Bilgi Ün.’den Çigdem Hanim’la konustugumda o da yemeklerin hayal kirikligi oldugunu söyledi. Biz gitmedik ama Azer Hanim kitabinda Turistik Et Lokantasi’ni methetmis.Ertesi öglen Florans bizi Kino Kaburga’ya götürdü. Fast-food yemeklerinin de oldugu restoranda kaburga dolmasi geliyor ortaya. Altinda taze maydanozlu pilav olan kemikli kaburga etinin sunumu güzel. Kizartilmis içli köfteyi yiyenler begendi. Birer de yogurtlu semizotu yediler, bense sade pilav ve yogurtla yetindim. Ortaya da koca salata ile 5 kisinin hesabi 20 ytl. Aradaki fark inanilmaz!


Tesadüfler zinciriyle Fly Air’in Mardin’e uçusunu kutlamak için Mardin’e gelen ekibe katilip Artuklu Kervansaray Oteli’ne geçtik Aylin’le. Vali Bey’in esi Sabahat Hanim’la tanistik. Ertesi gün için bize soförünü tahsis etti ve mutlaka görülmesi gerekir diyerek Mardin’e 40 dakika uzakliktali Savur’a gönderdi. Mardin’in en yesil ilçesi Savur. Mardin’in minyatürü oldugunu söylüyorlar. Haci Abdullah Bey Köskü, isteyenlerin konaklayabilecegi çok güzel bir kösk. (Asagidaki resim onun oturma odasindan çekildi)


 


Savur’a tepeden bakiyor. Yaz kis püfür püfür esermis. Orada kalmak isterseniz Nevin Hanim’i aramaniz gerekiyor, (536) 465 20 29. Isteyenlere yöresel yemekler de yapiyorlar. Biz ögle yemegimizi Savur’un biraz disindaki yemyesil bir bahçede yedik. Nevin-Isa Tirpan’in yerinde alabalik yeniyor. Abagammüc dedikleri patlican salatalari çok leziz. Yogurtlu patlican da öyle. Hele de yemekten sonra gelen yörenin meyveleri öyle güzeldi ki. Taze cevizleri bizim için kirip sofraya getirdiler. Arabayla geziyorsaniz orayi da görmelisiniz. O gün sabah kahvaltimizi Kervansaray Otel’de ettik. Sagolsun Sabahattin Bey’in davetiyle.


Aksam da yine Sabahat Hanim’in ve tesadüfen Coskun Aral ve ekibinin de bulundugu bir sofrada tipik Mardin lezzetleriyle bulustuk. Et yemeyen bendeniz etsiz olanlarini tadabildim. Mardin’in lezzetleri de çok özel. Durun ama, hepsini yazmayayim da gazete ve dergilere de kalsin degil mi ama? Son olarak Mardin’in en eski kuruyemis ve helvacilarindan biri olan Davut Selim’in bugün 3. kusak torunlarca isletilen dükkaninda çektigim fotograf yer aliyor. Haslanip tuzlanmis ve çig karpuz çekirdeklerini görebilirsiniz. Afiyet seker olsun. Istanbul-Mardin arasi artik 1.5 saat, Fly Air haftada 3 gün Mardin’e uçuyor. Gidip görmek isteyenler için iyi bir firsat.

Kervansaray’da konaklamak isterseniz tel (482) 213 73 53 www.artuklu.com Erdoba’da isterseniz (482) 212 76 77 www.erdoba.com.tr aman çok dikkatli olun, orta binada oda verirlerse ya iyi pazarlik yapin ya da kabul etmeyin. Oda bilgileri zaten web sitesinde var. Benden bu kadar. Gerisi size kalmis. Kendi Mardin’inizi kesfetmek için fazla beklemeyin derim

Son Güncelleme ( Pazar, 23 Eylül 2007 18:07 )

Söz verilen Mardin yazısı

Mardin’i bitirecektim bitirmesine de Radikal Cumartesi okurlari için (daha dogrusu ekteki kösemi okuyanlar için) bir Mardin yazisi daha yazmam gerekiyordu. Ilki yayinlanmadan aldigim telefon, ikincisinin yayinlanamayacaginin göstergesiydi. Yeni bir yapilanma içine giriyordu Cumartesi eki, daha reklama dönük bir ek hazirlanacakti. En azindan ekin editörü Elçin Hanim’in söyledikleri bunlardi. Bilirsiniz, basinda size haber verilmeden kösenize, isinize son verilebilir. Bu nedenle en azindan haber verme inceligini gösterdigi için Elçin Hanim’a buradan tesekkür ederim. Hatta ufak bir veda yazisi yazmami da kabul ettiler. Bu sabah gazete almaya giderken ‘kesin yayinlanmamistir’ dedim. Öyle güvensiz olduk ki olan biteni gördükçe. Ama yayinlanmisti, kelimesine dokunulmadan. Hüzünle karisik bir rahatlama duydum. Bu bir sondu ama elbet yeni bir baslangica yol açmak içindi. Öyle inandim. Bu inançla da çalismaya devam ediyorum ve eger bugünkü (15 Ekim) yazimi okuyup da geldiyseniz sözünü verdigim Mardin sokaklari yazisini okuyabilirsiniz. Size (ve tabii ki bu günlügün tüm okurlarina) tüm kalbimle tesekkür ederim. Okudugunuz, yasadiklarimi paylastiginiz, yorumlariniz ve sevginizle güç verdiginiz için.


Bu günlügün arsivindeki Mardin yazi ve resimlerine bakarak baslayabilirsiniz ise. Hele de yakinlarda Mardin’e gitmeye niyetlendiyseniz. Sevgili dostum Yelda Sönmez dedi ki, “öyle ballandirarak anlatmistiniz ki, dayanamadim, üç arkadasimi da ayartip Mardin’e gittim. Gerçekten de dediginiz gibi büyülü bir yer.” O bambaska bir sekilde yasamisti büyüyü. Ortak dostlarimiz oluvermisti.

Son Güncelleme ( Pazar, 23 Eylül 2007 18:07 )

Mardin'in kişnişli acur turşusu

Resimde gördügünüz bir nevi fazlasiyla istah açici tursu. Kendileri acur tursusu olurlar, dikkat ederseniz üzerinde göreceginiz de kisnis. Bu tursuyu Mardin yazisinda anlattigim, antikaci Hasan Ozcan’larin evinde yedik. Güzel karisi yapmisti. Adini unuttum iyi mi? Kesinlikle çok becerikli bir kadin. Tursuyu çikarinca biz bir girismisiz (affedin deyimimi!), kendimizi kaybedip neredeyse bir sise tursuyu bitiriyorduk. Meger Mardin’de kisnisli yapilirmis tursu. O incecik acurlar da Midyat yolu üzerinde satilirmis, bol bol. Biz Midyat’a gidemedik. Gidebilseydik agirligina falan bakmaz acur alir getirirdim. Çarsida da acurlar gördüm ama o kadar miniminnacik degillerdi. Çaresiz döndüm eve. Çarsamba günü bizim pazarda acur görünce hah dedim alinacak. Aldim da netekim. Bir kilo. Oysa bir buçuk alsam kavanoza tam gelecekmis. Bas kisimlarini kestim, ortadan ikiye ya da uzunluguna göre üçe böldüm. Onlarin tursusu sirkeli degil. Tuz ve limon tuzuyla yapiyorlar. Bir ya da bir buçuk litrelik pet sistede yapmisti. O büyüklüge 2 çay kasigi limon tuzu, 2 çay kasigi toz seker, 5-6 dis sarimsak, 1 çorba kasigi kadar kisnis ve ½ ufak çay bardagi tuzla yapiyormus. Bende limon tuzu yoktu. Hiç kullanmam ki? Yerine yesil limonlardan ve tuz koydum ama baktim köpükleniyor. Tadina baktim, tuzu az. Ölçmedim ki? Tekrar tuz ekledim ve çarsiya da çikinca limon tuzu alip koydum. Simdi bekliyorum. Nasil olacak acaba?

 

Sali ve çarsamba pazarlarindan bizim buralara özgü tavsan yüregi zeytin de aldim. Geçen yil yaptiklarim öyle güzel olmustu ki! Bir kavanozunu yaz basi Burhaniye’ye giderken buzdolabina koymustuk, hiç yumusamamislar. Simdi afiyetle onu yemekteyim. Ama bitecek, az kaldi. Bu zeytine tavsan yüregi demelerinin nedeni çekirdeginin gerçekten de yürek biçiminde olmasi. Öyle tatli bir sey ki, insan neredeyse üzülüp yiyemeyecek. Sanki tavsanin yüregini çikarmislar. Ne alakasi var oysa?? Sali günü 2 kg almistim, çarsamba ise tavsan yüreginin (baska zeytinler de vardi ama onlardan almak istemedim) sonuna denk gelmisim. 3.5 kg kadar kalmis, hadi alayim dedim. Tabii tasirken belim koptu ama zeytinlerim kiymetlidir! Iki bes litrelik pet siseyi doldurdular. Simdi sulari degistirilmekte. Senenin ilk ev yapimi zeytinlerini ekim ortasinda (kismetse) yemeye baslayabilecegiz. Aman ne güzel ne güzel!

Son Güncelleme ( Çarşamba, 24 Ocak 2007 06:52 )

Reklam