E-Mardin.com

Mardin'e farklı bir bakış..

Wednesday
Jan 07th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Murathan Mungan

2010 Sonuna Kadar Düzyazı

Başlığı biraz uzatmak adına "2010 Sonuna Kadar Dere Tepe Düzyazı" da diyebilirdim.
Kimi zaman işimle ilgili bazı yeni öneriler geliyor bana. Hemen herkese biraz esprili bir dille şu yanıtı veriyorum: "Değil yeni bir projeye kalkışmak, 2010 Sonuna kadar kimselere selam bile verecek durumda değilim."

Bir boğa inadıyla, belli bir çalışma programı içinde yaşamı takvimlendirerek ilerleyen biri olduğum, beni izleyenlerin yabancısı olduğu bir şey değil elbet. Örneğin geçen gün, önümüzdeki yıllarda tamamlamayı düşündüğüm yazı kitaplarının adlarını alt alta sıralamaya kalktım, baktım tam 12 kitap ediyor. Bazılarının fikri çok eskilere dayanıyor, bazıları ise son yıllarda oluşmuş tasarılar.
Bu kitapların ilkini 2008'in sonbaharında yayımlamayı düşünüyorum: Hayat Atölyesi. 2002 yılında Milliyet gazetesinin haftalık kültür-sanat ekinde tam sayfa olarak yayımlanan "geniş" köşemin adıydı "Hayat Atölyesi". Orada haftalar boyunca yayımlanmış yazılarımdan bu kitap için bir seçme oluşturuyorum şimdi. Eski yazıların üstünden geçmek, yeni yazı yazmaktan her zaman daha güç olmuştur benim için. Zamanın pirincini ayıklamak gibi bir şeydir bu. Dört bölümden oluşacağını sandığım bu kitaba adını veren "Hayat Atölyesi", aynı zamanda üçüncü bölüm olarak yer alacak kitabın içinde. Diğer bölümlerin adlarıysa sırasıyla şöyle: "İstediler Yazdım", "Sordular Söyledim", "Yazmasam Olmazdı". Başlıkları, bölümlerin içeriği konusunda sizlere şimdiden bir fikir verir diye saydım.
Kitabın neredeyse hazır olan kapak tasarımını, düzyazı kitaplarımın tümünü tasarlayan Pınar Kazma yaptı.

***

Konuyu açmamın bir nedeni, Milliyet Sanat dergisinde yayımlanan "Origami"nin katlanmış kâğıtlarının ileride nerelere gideceğini, hangi kitaplarda nasıl toparlanacağını şimdiden merak eden tezcanlı okurlar içindi. Bunlardan bir bölümünün ileride ne olacağını ben de bilmiyorum doğrusu. Bildiklerimi söyleyebilirim:

"Origami" sayfalarında yayımlanan sonu üç nokta (…) ile biten başlıklı yazıların tümü, Şiir Kitabım'a gidecek. Bu başlıkların, yazıların ilk cümlesinden alınma ilk birkaç sözcükten oluştuğu meraklılarının gözünden kaçmamıştır. Günün birinde Şiir Kitabım bir bütün olarak kitaplaştığında, sanırım bu özellik büsbütün görünürlük kazanmış olacak. Bu notları, daha önce kimi  yazarların da yaptığı gibi numaralandırarak yayımlamak da bir yoldu elbet. Nitekim söz konusu bu kitaptan alınma ilk dört bölüme Elli Parça içinde yer verirken ben de böyle yapmıştım, ama bunların tümünü numaralı başlıklarla yayımlamanın okuru; her birine tek tek başlık bulmak zorunda kalmanın da beni gereksiz yere yoracağını düşünerek sonunda bu yola gittim. Her yazının giriş cümlesinden alınan ilk birkaç sözcük, o yazının başlığını oluşturdu. Böylelikle şiir sanatına ilişkin bu yazılara sayfa içinde "ayırıcı" bir özellik kazandırdığımı düşünüyorum.

Bu örneği anmamın bir diğer nedeni, çalışmalarımı nasıl yöntemlendirdiğim konusunda özel merakları olan okurları bilgilendirmek; hem ileride yayımlanacak olan bir kitabın harcını çatma, hem şimdinin dergi sayfalarındaki dağılım kompozisyonunu aynı anda nasıl gözettiğim konusunda fikir vermek içindir.

Şimdiden belirtmek erken mi bilmem: Zaman içinde bu doğrultuda biriken notlardan oluşacak olan Şiir Kitabım, sanırım benim şiir sanatı ve poetikalar konusunda yazılmış tek kitabım olacak.

***

Bazı okurların benim özellikle deneme kitaplarımı sevdiklerini, izlediklerini biliyorum. Onlar dere tepe düzyazı seviyorlar.

Bugüne kadarki yazı serüvenimden anlaşılmış olduğunu sanıyorum. Her kitap için ayrı oluşturduğum havuzların zaman içinde dolmasıyla ilerliyor kitaplarım.
Benden önce başka yazarların denemiş olduğu "fragman"lar ya da "okuma notları" denebilecek bu kısa yazı biçimini, ben de özellikle "Hayat Atölyesi"nde büyük ölçüde kullanmakla birlikte, yeni keşfediyor sayılırım.

Kimi konular malzemesi gereği uzun yazılara doğru derişirken, kimileri şimşek çakımı aydınlanma anlarına gerek duyarlar. "Fragman biçim" diye adlandırılan bu kısa yazılar doğaları gereği, konu hakkında başkalarının zihninde bir kıvılcım tutuşturmayı ve birlikte düşünerek konuyu köpürtmeyi amaçlar.

"Origami" başlığı altında dergide yayımlanacak bu çeşit kısa yazılarımın çoğunun, adını 227 Sayfa koyduğum kitaba doğru ilerlediğini şimdiden söyleyebilirim. Bu kitabı da daha sonra benzer adlı bir diğer kardeşi izleyecek.

***

Meskalin 60 draje ile başlayan Bir Kutu Daha ile süren düzyazılarımı içeren kitapların üçüncü ve son halkası Son Bir Kutu Daha, yirmi yazıdan oluşan bir kitap olacak. Burada yer alacak yirmi yazının adı, konusu, içeriği şimdiden belli; bir bölümünün notları hazır. Ne var ki, benim onların başına çökmem gerekiyor.

Son Bir Kutu Daha'nın yirmi yazıdan oluşması ise rasgele bir karar değil. Böylelikle kendini üç  kitap boyunca kateden bu diziyi zamanla yüz yazıya tamamlamış olacağım
Meskalin 60 draje içindeki sinemayla ilgili kimi yazılar, daha sonra Kullanılmış Biletler içinde yer aldığı için, haliyle bu kitaptan sökülmüş olacaklar. Drajelerin sayısı eksilmesin diye, onların yerine yenileri yazılacak ve daha ileri bir tarihte bu ayıklanmış, yenilenmiş haliyle Meskalin 60 draje, Bir Kutu Daha, Son Bir Kutu Daha hep birlikte yüz yazıdan oluşan ve adı Meskalin 100'lük Paket olan tek bir kitap halini almış olacak.
Bütün bunlar ne zaman mı olacak? Bilmiyorum.
Bütün bunları niye mi anlatıyorum? Bilmiyorum.
Belki erken ölmekten korkuyorumdur. Bunları tamamlayamadan, sizler öğrenemeden çekip gitmekten. Her zaman yaptığım gibi akrabam bildiğim okurlarımla paylaşmak isteğinden. Belki de düpedüz gevezeliğimden. Artık siz karar verin.

***

"Meskalin" dizisinde yer alan kitaplarda yer alan kimi yazıların sonrasına ilişkin kimi gelişmeler, tartışmalar ya da benzer durumlar nedeniyle aynı konularda bir kez daha söz alma gereği duyduğum yazıları Çift Dikiş Yazılar başlığıyla ayrı bir kitapta toplamayı düşünüyorum. Bu özelliğiyle bu üç kitabın yakın akrabası sayılabilecek olan Çift Dikiş Yazılar'ın ancak Meskalin 100'lük Paket tamamlandıktan sonra bütünlenebileceğini sanıyorum.

"Origami"nin diğer yazıları ise zaman içinde olasılıkla Stüdyo Kayıtları, Tuğla adlı kitaplara dağılacaklar. Bu arada şimdiden söyleyeyim, kendi açtığım çeşitli havuzların sularıyla beslenen bu dağınık düzen yazıları, dergi sayfalarında bir arada tutan bir bağlamı adlandırmak için kullanıldığım "Origami" adını, ileride bir kitap adı olarak kullanmayacağım.

Düzyazı listemi oluşturan söz konusu bu 12 kitap içinde Geçerken Söylenmiş Sözler ile Anlatmanın Stratejisi ve Zihin Kurmak, adlarını şimdiden anabileceğim kitaplardır.
Niçin yazıyorum, daha başka hangi konularda yazmalıyım, değinmem gereken daha başka neler var, yazımı nasıl biraz daha derinleştirebilirim, yaşım ilerlerken yazıma ve kalemime ne yönde bir tutumluluk kazandırmalıyım ve benzeri konulardaki yazıları ise adına şimdilik "Yazının Dönemeçleri" dediğim bir kitapta toplayacağım. Nasıl Şiir Kitabım şiir sanatı ve poetika üzerine belki de tek kitabım olacaksa, bu kitap da "düzyazının doğası üzerine" tek kitabım olacak. Bu kitabın kimi parçalarına yakında "Origami"nin katlanmış kağıtları arasında rastlayacaksınız.
Benim zamana verdiğim kumaşlar bunlar, gerisi zaman denen terzinin ömrüme biçtiği makasa bakıyor.

 

Son Güncelleme ( Salı, 01 Nisan 2008 16:56 )

 

Kâğıt Taş Kumaş yayımlandı.

Murathan Mungan'ın yeni kitabı Kâğıt Taş Kumaş yayımlandı. Hem tek başına, hem ardışık biçimde arka arkaya oynanabilecek üç oyundan oluşan ve her biri, bir temel izleğin çevresinde sarmal biçimde derinleşen bu oyunların adları sırasıyla: "Sayfadaki Gibi", "Taşın Gölgesinde", "Hazır Giyim".

Kâğıt üstüne, taş üstüne, kumaş üstüne yazılmış; yönetmenine, oyuncusuna ve diğer yaratıcılarına oyun kurma, oyun bozmada yeni olanaklar tanıyan; geçmişten günümüze gösteri sanatları içinde kullanılan çeşitli dans, mim, video-art, ışık gösterisi gibi plastik unsurları, yeni bir tiyatro gramerinde buluşturmayı amaçlayan atılgan metinler bunlar.

Farklı sanatsal disiplinlerin anlatım olanaklarından; örneğin, geleneksel masallardan, ebru sanatından, camaltı levhaların imgelerinden, manzum tiyatronun şiir dilinden, antik tiyatronun koral gücünden, hologramik tasarımlı ışık gösterilerinden, yerleştirme sanatının mekanı yeniden anlamlandıran sentaksından, videoart plastiğinden gözüpek biçimde yararlanan bu oyunlar, tiyatroda yeni bir gösteri dilinin anlatım olanaklarına dikkat çekmeyi amaçlıyor. Bunları, yararlanılan kaynakların kendi disiplin dillerine teslim olmadan; onların tek başına zaten sahip oldukları görsel, işitsel çarpıcılıklara yaslanmadan, tümünü tiyatro diline, tiyatronun doğasındaki seyircisiyle aynı anı paylaşan "eşzamansallığa" kurgulayarak yapmaya çalışıyor.

Her biri tek başına birer performans metni olarak da adlandırılabilecek olan Kâğıt Taş Kumaş'ta yer alan oyunların ilki, "Sayfadaki Gibi", daha önce Danimarka ve İngiltere'de sahnelenmiş ve yazarın Elli Parça kitabı içinde yayımlanmıştı.

Son Güncelleme ( Cuma, 20 Nisan 2007 02:57 )

Dönemeç duygusu


Mart ayını hayli yoğun tempolu yaşıyorum. Yaşamımdaki ve kendi içimdeki bir dönemece işaret ediyor diye bu başlığı attım mart yazısına. Nedenlerin tümünü burada sayamam, ama sayıma gelenlerden bazıları zamanı geldikçe yazıya düşer elbet.

Sitenin diğer köşelerinde, bir bölümünü okuyacağınız haber ve bilgilendirmelerden anlayacağınız gibi, her şey benim için hızlı, yoğun ve üst üste yaşanıyor şu sıralar.

Bilirsiniz dönemeç duygusu insanın kabuğunu zorlar.

***

Ne zamandır üzerinde yoğun olarak çalıştığım Kâğıt Taş Kumaş, nihayet bu ay kitap olarak çıkıyor okur karşısına. Son yayımlanan oyunumun 1992 tarihli Geyikler Lanetler olduğu düşünülürse, yıllar sonra ilk kez bir oyun kitabı yayımlıyor olmamın heyecanı bir parça anlaşılır olur. Bu heyecanı besleyen bir diğer unsur ise, tiyatro dili ve gramerinde yeni bir damar arayışını derinleştiren bu oyunların, okur ve tiyatrocular katında nasıl karşılanacağına ilişkin duyduğum meraktır.

2008'de uluslararası bir proje olarak sahnelenmesi düşünülen ve bu konuda görüşmeleri süren bu oyunun yönetmenin kim olacağı, sanırım bu ay sonuna doğru kesinleşmiş olacak.

***

Geçtiğimiz yıl, İtalya'nın Trent kentinde önemli bir etkinlik yapıldı. Trent Üniversitesi Sosyoloji Fakültesi'nin, "Centro Servizi Culturali Santa Chiara" kuruluşunun, Asti Teatro Festivali'nin, "Asya ve Avrupa Arasında Türkiye" başlıklı ortak projesinde, çeşitli okumalar, performanslar, "workshop"ların yanı sıra, Türkiye'den bazı oyun yazarlarının oyunları, İtalya'nın önemli tiyatrocuları tarafından "okuma tiyatrosu" biçiminde canlandırılarak tanıtıldı. Ben de çağrılıydım, ama katılamadım.

Trent Üniversitesi'nin, dünyanın çeşitli ülkelerindeki tiyatro yazarlarının metinlerini, İtalya'nın önemli tiyatrocularına, yönetmenlerine ve oyuncularına tanıtmak, onları dünya yazarlarından ve oyunlarından haberdar etmek için düzenlediği geleneksel etkinliklerinde bu yıl Türkiye'den tanıtılan oyunlardan biri de Geyikler Lanetler'di.

Floransa'nın önemli ve saygın bir tiyatro topluluğu olan ve ünlü oyuncu, yönetmen Massimo Salvianti tarafından yönetilen Arca Azzura ekibinden Giuliana Colzi, Dimitri Frosali, Andrea Costagli, Massimo Salvianti ve Lucia Socci tarafından okunup canlandırılan Geyikler Lanetler 'in gördüğü ilgi nedeniyle, tiyatro, oyunu kendi dağarcığına almaya karar vermiş.

Bu ayın ortalarında Massimo Salvianti ile Trent Üniversite'sinden festival sorumlusu Mimma Gallina Istanbul'a geliyorlar. Hem Geyikler Lanetler'in İtalya serüveni konuşulacak, hem de süresi hayli uzun, kadrosu hayli geniş olan oyunun, bu yapım için kısaltılıp, kadrosunun daraltılması konusunda ortak bir dramaturji çalışması yapılacak.

Böylelikle Geyikler Lanetler'in, 2003 yılında Yunanistan'da Selanik Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenişinden sonraki ilk yurtdışı yapımı, İtalya'da Arca Azzura tarafından gerçekleştirilmiş olacak. Geyikler Lanetler, Yunanistan'da Petros Markaris'in usta işi incelikli çevirisiyle Exandas Yayınevi tarafından aynı yıl kitap olarak da yayımlanmıştı.

Bazı tiyatro meraklılarının anımsayacağı gibi, Geyikler Lanetler, ilk kez Antalya Devlet Tiyatrosu oyuncularınca 1994 yılında Mustafa Avkıran tarafından sahnelenmiş; 1999 yılında Ankara Devlet Tiyatroları yapımı Geyikler Lanetler ise, aynı yıl Berlin'de, uluslararası bir tiyatro şenliği olan "Theater der Welt"e çağrılmış ve Schaubühne'de gösterilmişti.

Her iki yapım da sahnelendikleri yıl, İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın Tiyatro Festivali kapsamında Istanbul'da seyirci karşısına çıkmıştı.

***

İki olayın aynı aya rastlamış olmaları nedeniyle konu etmek isterim: Bu ay sonunda Özel Amerikan Koleji'nin konuğu olarak İzmir'de olacağım. Okulun öğrencilerinin Geyikler Lanetler'den "Bir Soyağacı Masalı" adıyla yaptığı uyarlamayı seyredeceğim. Böyle giderse bu oyunun, profesyonel ve amatör düzeyde uyarlamalarının çoğalacağı anlaşılıyor.

Geyikler Lanetler'le aynı malzemeyi paylaşan Cenk Hikayeleri kitabımdaki "Kasım ile Nasır" öyküsü de, biri Hüseyin Katırcıoğlu, diğeri Şule Ateş tarafından yapılan iki ayrı uyarlamayla sahnelenmişti. Sahne sanatları açısından bereketi bol bir malzeme demek.

***

Şubat ayının hemen her gününü Oğuz Atay'la birlikte geçirdim sayılır. Hem bazı kitaplarını yeniden okudum, hem de üzerine yazılmış olan, kıyıda köşede kalmış birçok yazıya varasıya hemen hepsini bulup buluşturup taradım. Bu hummalı çalışmanın iki nedeni vardı. İlki, Can Yayınları'nın hazırladığı bir öykü seçkisi için, Oğuz Atay'dan seçtiğim bir öykü nedeniyle idi. Yazarlardan bu seçki için, Türk Edebiyatı'ndan birer öykü seçmeleri ve bu seçimi nedenselleştiren kısa bir tanıtım yazısı yazmaları isteniyordu.

Ama, asıl ikinci nedenim, çok el alan bir çalışmaya yol açtı. İletişim Yayınları'nın Handan İnci yönetiminde hazırladığı bir Oğuz Atay anma kitabı için söz verdiğim yazı, beni çok uğraştırdı. Titizlik, özen, adalet duygusu, sevgi, saygı, emek, anılarla ve zamanla kurduğunuz ilişki…bu gibi çalışmalar sırasında asıl bunların el ve zaman aldığını anlıyorsunuz.

Sanılanın tersine kolay yazı yazan biri değilimdir. Bir yazıyı defalarca taramadan bitiremem. Bitirdikten sonraysa en az birkaç kişiye okutmadan yayımlamam.

Sonuçta bu yazıyı bitirdim, ama her biten yazının benim için asıl önemli bölümü, bitmiş yazıyı doğramaktan geçer. Bir yazı doğrandıkça benim gözümde değer kazanır. Heykelin, mermerin fazlalıklarını yontmak demek olduğuna inanan heykeltıraşları böyle zamanlarda anmamak mümkün mü?

***

Bu yıl içinde yayımlanmış ikinci kitabım olacak Kullanılmış Biletler'in kapanış bölümünde yer alacak son yazıları bitirmeye uğraşıyorum şu sıralar. İlk gençliğimden bu yana, sinema üzerine yazdıklarımdan yaptığım seçmeyi bir araya getiren ve yedi bölümden oluşan bu kitabın son bölümünün adı, tıpkı bir film biterken akan yazılar gibi "Son yazılar" olsun istedim. Derlenmiş yazılardan oluşan kitaplar biterken, gene de ağızda hep bir şimdiki zaman tadı bıraksın isterim. Bu nedenle, şimdinin Murathan'ının gözünü, dilini, sesini taşısın diye, kitabı şimdiki zaman yazılarıyla bitiriyorum. Bu kitabın mayıs ayında okurlarıyla buluşacağını ümit ediyorum.

***

Özenli, titiz bir yayımcılık politikası güden ve katalogunda Alain Badiou, Samuel Beckett, Elias Canetti, Noam Chomsky, J. M. Coetzee, Julia Kristeva, Joyce Carol Oates, Edward W. Said, Peter Sloterdijk, Susan Sontag, George Steiner, Gore Vidal, Virginia Woolf, Slavoj Žižek gibi önemli adlar bulunduran Yunanistan'ın saygın yayınevlerinden biri olan Scripta, önümüzdeki ay Anthi Karra çevirisiyle Paranın Cinleri'ni yayımlıyor.

Lal Masallar, Son Istanbul, Üç Aynalı Kırk Oda, Kırk Oda, Geyikler Lanetler'den sonra, bu, Yunanistan'da yayımlanan altıncı kitabım oluyor.

Yedincisinin, bu yıl Petros Markaris tarafından çevrilecek olan Çador olacağını şimdiden söyleyebilirim.

Geçtiğimiz yıl, bir yemek sırasında Haris Aleksiyu bana, Üç Aynalı Kırk Oda'yı Paris'teyken Yunanca baskısından okuduğunu, kitabın ona hem Istanbul'u, hem Atina'yı özlettiğini söylemişti.

Yabancı bir dile çevrildiğinizde, en azından yurtdışındaki sevdikleriniz, sizin kimi kitaplarınızı okuyabileceklerdir diye sevinirsiniz. Bu kez de öyle oluyor.

Kışsız bir yıl geçirdik, kalp hep yeni haberler bekliyor.

İçimde açısı geniş bir dönemeç aldığım duygusuyla yol alıyorum.

 

Mart 2007

Son Güncelleme ( Pazartesi, 16 Nisan 2007 05:00 )

Devamını oku...
Reklam