E-Mardin.com

Mardin'e farklı bir bakış..

Wednesday
Jan 07th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Mine Karahan

Mardin Gezisi Notları

Merhaba arkadaslar,

Mardin gezisinden döneli 5 gün oldu ancak sanirim yavas yavas ancak kendimize gelip bu güzel gezinin ayrintilarini sizlerle paylasabilme firsati buluyoruz. Tahmin ediyorum bütün katilimci arkadaslar Mardin ve civarinin güzelligi ve "özel"'ligi karsisinda sasirmislardir. Kendi açimdan Mardin benim için hep özel ve farkli bir yere sahip olmustur. Kültürünün zenginligi, farkli dinlerin etkilesimleri, o essiz mimari, zengin mutfak kültürü (mmm, bu kisim ayri bir yazi gerektiriyor!), güzel ve güler yüzlü o çocuklar, o sicak ve sempatik esnaf... Nerden baslasam, nasil anlatsam...Bir yerden baslamak lazim...Ama herseyden önce sunu söylemeliyim, belki gördügüm kiliselerin, binalarin tarihi ve mimari özellikleri hakkinda detayli bir bilgi yok benim yazimda, ama ben hissettiklerimi, gönül gözümle neler gördügümü paylasmak istiyorum sadece...Iste Tur-Abdin, Türkçe deyisiyle "Mardin-Midyat Esigi"...

Arkadaslar, diger katilimci arkadaslar için gezi sabah saat 6'da Atatürk Havalimani Iç Hatlar kontuarinda basladi. Ancak bu benim için geçerli "olamadi" çünkü bir gece öncesi aldigim ates düsürücülerin etkisiyle ben misil misil uyuyor idim o saatte. Neyse, sevgili Serhan'in uyarisi ile hemen hazirlanip bir sonraki uçakla Diyarbakir'a kendimi dar attim. Tabii Diyarbakir'a gelmekle isi bitmiyordu, Hasankeyf'e gitmek gerekiyordu. Normalde Hasankeyf'e Bismil üzerinden gidilecekken taksi soförü de, ben de yolu bilmedigimizden yolu uzatarak Silvan üzerinden Hasakeyf'e vardik...Grup Dicle kenarindaki çardaklarda serilmis yemeklerini yiyordu. Neyse, bir sey kaçirmadan yetismistim ya... Grubumuzun rehberi Ahmet Maden "Pasa" ile selamlasip Hasankeyf gezimize basladik. Etrafimiz bizlere rehberlik yapmak için can atan 7-15 yas arasi Hasankeyf'li ufakliklarla dolmustu bir anda. Ellerinde belediyenin kendi imkanlariyla bastirdigi "Hasankeyf'i kurtaralim" dergisi, gözlerinde o çocuk piriltiyla civil civildilar. Bu dergide Hasankeyf'den söyle bahsediliyor:

HASANKEYF
"Hasankeyf'in ne zaman kuruldugu kesin olarak bilinmiyor, ancak dünya medeniyetine isik tutan, insanin ilk yerlesik hayata geçtigi, en verimli topraklarin bulunduğu, atın ehlillestirilip binek hayvanı olarak kullanildıgı, tekerlegin icat edildigi, madenin islendigi, dünyanin ilk üniversitesinin kuruldugu Mezopotamya'nin ilk ve en önemli merkezlerinden bir tanesi idi"... Hasankeyf ayrica MS 359'da Süryani Piskoposlugunun merkezi de olmustur. Kilise kalintilari ve kaya mezarlari bu günlerden kalma...Yüzyillar boyunca ipek yolunun üzerinde olmasi sehrin her daim önemli olmasini saglamistir. Ayrica gümüs isleme merkezi...Daha sonra Islami dönemde özelikle 130 yil Artuklularin baskenti olmasiyla gündemde olmustur. Daha sonra da yavas yavas önemini kaybediyor Hasankeyf. Hasankeyf Köprüsü 8.yy dan kalma. Bu köprü parali idi, kervanlarin geçisleri ile yüklü gelir elde ediliyormus. Köprünün ayaklari verev sekilde insa edilmis, dayanikliligi saglamak amaciyla.
Hasankeyf'den sonra ayagimizin tozuyla tas isleme atölyesine gittik. Tasi elindeki çekiçle sekillendiren zanaatkarin alnindan akan terler bana "alin teri" sözünün ne kadar gerçek oldugunu bir kez daha gösterdi...Tasin bir oya gibi nasil hayat buldugunu hepimiz gözlemek firsati bulduk. Mardin ve civarindaki tas isçiliginin güzelligini görünce bu beceriyi, alin terini takdir etmemek mümkün degil dogrusu... Aksam olunca da otelimize yerlesip yemek yemek üzere hazirlandik. Aksam yemegimiz Mardin Cercis Murat Konagi'ndaydi. Ev sahibesi Ebru Baybara'nin hazirlattigi Mezopotamya'nin genis ve verimli ovalarina bakan terastaki masalarimiza konuslanip rüzgarin saçlarimizi dalgalandirmasini seyrettik ilk önce. Daha sonra ilk soku atlatarak masadaki yiyeceklere baktik ve bir daha, bir daha baktik!!! Masada kus sütü eksikti, neler neler...Arkadaslar, ilk aksamki menümüzde neler mi vardi:

# Naneli çoban salata (nar eksisi ile servis edilmis)
# Köy peyniri
# Humus
# Muhabbara
# Cevizli yesil zeytin
# Tarçinli ve kuzulu pilav
# Tarçinli Süryani Sarabi
# Içli köfte (kizartma ve haslama, köfteler bildigimiz oval degil yuvarlak hazirlaniyor)
# Patlican kizartma
# Tarçinli ve baharatli irmik helvasi.

Mmmm, arkadaslar karninizi aciktirdim biliyorum, ama yazmadan geçemeyecegim...Daha sonraki aksamlardaki menümüzü de yazacagim tabii ki...Aksam yemeklerimizi aldigimiz Cercis Murat Konagi yabanci gruplari çok ama çok memnun edebilecek bir yer, hem damak tadi, hem de ambians bakimindan. Iste web sitesi: http://www.mardincercismurat.com

Gezi sirasinda Mardin'in en önemli Süryani Kadim(eski,köklü,ortodoks) kiliselerini gezdik ve bilgi aldik. Deyrulumur yani Mor Gabriel, Mor Yakup, Mardin Kirklar Kilisesi, Deyrulzafaran Manastiri ve Savur Killit Köyü'ne gidildi. "Mor" kelimesi Aramice'de "aziz" anlamina geliyor, arapçasi ile "Mar". Süryanilerde ibadet dili olarak Aramice kullanilmakta. Aramice, Semitik Dil grubuna mensup, Ibranice ve Arapça'yla büyük benzerlikler gösteren bir lisan. Yaziyi alip karsiniza koydugunuzda sanki Ibranice-Arapça karisimi bir tekste bakiyor gibi hissediyorsunuz. Aramice ibadet edilmesine karsin bu dilde konusulmuyor genelde, halk ya Türkçe, ya da Arapça konusuyor genelde. Gezideki bir baska dikkatimi çeken nokta da kiliselerdeki hummali restorasyon faaliyetleri. Bu restorasyonlarin yurtdisinda, özellikle Isveç'de yasayan Süryani cemaatinin katkilariyla yapildigi bilgisini aliyoruz. Aslina uygun yapilan bir restorasyonlar, binalarin varolan güzelligini korumakta çok basarili, özellikle tas isçiligi. Süryaniler bu topraklarda 4000 yildir yasamaktalar, ancak nüfuslari özellikle 1960'lardan sonra çok azalmis. Bazi köylerde 2-3 ailenin kalmasi bunu dogrular nitelikte.

Tabii Mardin'de sadece kilise ve manastirlar yok. Islami döneme ait Kasimiye ve Sehidiye Medresesi, Mardin Ulu Camii, Cumhuriyet Ilkokulu, Mardin Eski Postane de bu dönemlere ait eserler. Aksam saatinde gittigimiz Kasimiye Medresesinden yakaladigimiz o güzel gün batimini uzun yillar unutmak mümkün olmayacak sanirim...Bir de avluda boncuklar satan o güzel çocuklari elbette...

Çocuk demisken bir seyi belirtmeden geçemeyecegim. Yöre halki inanilmaz sicak ve sempatik. Yabancilara yardim etmek için çirpiniyorlar. Iki kelime konusup basini oksadigim küçük Ramazan'in, evine kosup getirdigi o tazecik pideyi tüm otobüsçe yerken Ramazan'in o capcanli gözlerini, arkamizdan el sallamasini unutmak ne mümkün...Dara yani Anastasiopolis Antik Sehrini(MS 6.yy) gezip küçük Nesime ve Nesrin ile sohbet etmek, o kabaran hindileri, aniran esekleri, tavuklarin ordan oraya kosusunu seyretmek, küçücük ve tozlu rafli bakkaliyeden aglayan çocugunu doyurmak için ugrasirken satis yapmaya çalisan o ak yüzlü kadindan "Çizbiz" bisküvisi alip çocuklarla keyifle yemek....Mardin'de hale kosup elma armut almaya çalismak, kiliselere el boyamasi örtü yapan 85 yasindaki Nasra Teyze'nin o el emegini, heyecanini, misafirperverligini görmek...

Arkadaslar, biliyorum yazi gitgide uzamaya basladi ama ne çare ki anlatacaklarim henüz bitmedi!!! Çünkü bu kadar yogun gezmenin içinde Mardin Çarsiyi ve o daracik sokaklari gezmeden olmazdi. Vizitlerimizi tamamladiktan sonra Pasa bizi Mardin'de serbest birakinca dogru çarsiya kostuk. O güzelim rengarek sallar, bakir isçiligi, aktarlardan "kusot" otu almak için siraya girmemiz...Gezimizin samata ve girgir noktalariydi. Küçük bir çarsi kahvesinde "mirra"'larimizi yudumlamak, telkari duayeni George Usta'nin atölyesine gidip, hayran olarak, satis magazasina dolusup dükkani yagmalamak da lazimdi elbette. "Mirra" ilginç bir tada sahip, espresso gibi küçük ve sapsiz fincanlarda servis ediliyor, aci ve baharatli bir tada sahip. Seker konmuyor mirra'ya. Etrafimizda gördügümüz güzellikler karsisinda önümüze çikan hemen herseyi fotograflamak isterken durup fotograf çekmemiz bitene kadar bekleyen minibüsler ve arabalar yöre halkinin kültürü hakkinda epeyce fikir verdi bana. Ayrica Savur'da Ahmet Öztürk ve ailesinin bizleri konuk etmeleri ve misafirperverlikleri çok etkiledi beni...

Biliyorum, konudan konuya atliyorum, ama unutmadan tekrar yemeklere dönmek istiyorum. Öglen yemeklerimizin birinde "Erdoba Konaklari"'na misafir olduk. Son derece temiz, eski konaklar otel ve restoran haline dönüstürülmüs. Son derece otantik. Burada salçali sehriye çorbasi, yaprak sarma, çig börek, yine içli köfte, tel sehriyeli-bulgurlu pilav üstüne saç kavurma yedik. Yemegin üstüne gelen hurma tatlisi ayiklanip soyulan ve haslanip presten geçirilerek has tereyagi ile tatlandirilan ve cevizle sicak servis edilen bir tatli. Parmaklarimi yiyerek kalktik sofradan. Iste web sitesi http://www.erdoba.com.tr

Ve bu yemek meselesini Mardin Cercis Murat Konagindaki geri kalan iki gecemizdeki menülerle nihayetlendirmek istiyorum. 2. aksam Ebru Hanim bizlere yine çok özenli bir sofra hazirlamisti. "Bacanak Çorbasi" yani yogurtlu, pirinçli ve havuçlu bir çorba, "Filik" denen bugday ve nohut ezmeli yesil görünümlü bir meze, yine naneli o salata, "Aluciya" denen erikli kuzu yahnisi, bademli ve sebzeli pirinç pilavi ve bizim bildigimizden farkli olarak kisnis ve yenibaharla hazirlanan sütlaç. Bu sütlaçta pirinç unu kullanilmamis. Tamamen geleneksel usülde. Kisnis yörede oldukça fazla kullanilan bir baharat, sumak ve tarçin da öyle. 3. aksam ise "Belo" denen yumurtali ve kisnisli mercimek köftesi, naneli mercimek çorbasi, kabak dizmesi yedik. Kabak dizmesi de dahil tüm yemeklerde bol baharat ve bol malzeme kullaniliyor. Çogumuzun sandigi gibi aci degil Mardin Mutfagi. Daha çok "keskin tatlara sahip" demek daha uygun olur sanirim...

Arkadaslar, gezdigimiz manastirlari sizlere tek tek anlatmadim, bu konuda daha çok bilgisi olan ve not tutmus olan arkadaslarimizin beni tamamlayacagina inaniyorum. Ben bu geziye katildigimdan dolayi kendimi çok sansli hissediyorum. Gördüklerimden, yediklerimden, çektigim fotograflardan ve organizasyondan çok memnunum. Emegi geçen herkese tesekkür ediyorum. Serif Yenen dia çekti, bir slayt gösterisi yaparsa o güzel Mardin görüntülerini herkes görür sanirim. Bizleri bilgilendiren Dr. Ahmet Maden'e, tur liderligimizi üstlenen Nükhet Everi'ye ve geziyi eglenceli kilan tüm katilimci arkadaslara tesekkürler...Baska gezilerde görüsmek üzere sevgiler, saygilar...

Mine Karahan, Profesyonel Turist Rehberi 

Son Güncelleme ( Perşembe, 19 Nisan 2007 06:46 )

 
Reklam