| Avrupa'nın en büyük fotoğraf kulübü Flickr'da Mardin |
|---|
| Urfada espresso vardı da biz mi içmedik? |
|
Bu gece yorgun argın, bol mücadeleli bir pazartesiden çıkıp eve geldim, bir gözüm yarı açık diğeri neredeyse kapalı bir halde yemeğimi yedikten sonra uyuklamaya başladım. 10 dakika sonra zımba gibi uyandım. Bu durumu “evreli uyku” tanımlaması ile açıklayabilirim. Özellikle yoğun iş dönemlerinde sıklıkla başvurduğum bir yöntem; vücudu zaman zaman 10 - 20 dakikalık kısa şekerlemeler ile dinlendirme, uykuyu boşaltma anlamına geliyor. Napolyon, Einstein, Leonardo da Vinci, Margaret Thatcher, Sezen Aksu gibi isimlerin kullandığı çok evreli uyku düzeni (bilimdeki adı, polyphasic) olan evreli uyku ile dört saatte bir 20 dakikalık uyku aralıklarıyla yaşayanlar yapacakları işe daha çok vakit ayırıyor ve performanslarını iki katına çıkarıyorlarmış. Tüm bunlardan niye mi bahsettim? Bu akşam aniden uyandığımda aklıma birden Mırra geldi. Mırra ile ilk tanışıklığımız 2002 yılında Diyarbakır’a yaptığım bir iş seyahatine rastlar. Dedeman Oteli’nde düzenlediğimiz bir yemek öncesinde otel yetkilileri bir “mırracı dededen” bahsettiler, sorduk dinledik öğrendik… Mırra; Urfa doğuşlu olmasına rağmen, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da günümüzde doğu mutfağını sunan popüler mekanlar yardımı ile Ankara ve İstanbul’da da servis edilen acı bir kahve türü. Acılığı ile espressoya benzetilen mırra ile aslında tek benzerlik sert tatları diyebiliriz. Çok acı olması nedeni ile kahve fincanından da ufak fincanlarda içilen mırra’nın sırrı aslında ne kahvesinde ne de dibekde öğütülen çekirdeğinde. Bütün sır kahvenin çok uzun kaynatılmasında ve demlenmesinde. Genellikle evlerde özel mırra mangallarında saatlerce kaynatılıyor. Sırrı bende bilmiyorum, tek bildiğim kaynatma & demleme & süzme gibi birbiri ardına yapılan işlemlerden sonra bakır bir cezve ya da ibriğe konularak servis yapılır.
Bu kadar mı demeyin, asıl ritüel şimdi başlıyor; Mırra kulpsuz ufak fincanda; masada bulunan kişilere yaşça büyük olandan küçük olana doğru giden bir sıra ile ikram ediliyor. Mırracı sırası gelen konuğa bir içimlik, fincanın yarısına gelecek kadar mırra doldurur. Konuk kahveyi içtikten sonra yine aynı miktarda kahve doldurulur. İkinciyi de içen konuk, fincanı mırracıya geri verir. Mırracı her servisten sonra bardağı temizler ve bir sonraki kişiye de aynı fincanla ikramda bulunur. Sakın hijyenik değil diye düşünüp, yüzünüzü buruşturmayın. İşte asıl heyecan bundan sonra başlıyor. Mırra ile ilgili halk arasında pek çok inanış var. Mırracının size eli ile ikram ettiği fincanı içtikten sonra kendisinin yine eline vermeniz gerekiyor. Eğer fincanı masaya bırakırsanız ki sakın yapmayın! Bu durumda mırracı bekarsa onu evlendirmek zorundasınız. Umarım mırracı evlidir ki bu durumda da fincanı altınla doldurmak zorundasınız. Bugüne bana mırra ikram eden; Diyarbakır’daki Dede’de, Bostancı’daki Tavacı Recep Usta’daki Mırracı’da, Mardin Bakırcılar Çarşısı’ndaki Şahmerancı Kadir’in babası da çok şükür evli idiler. Hepsinden önemlisi tabir-i caizse ben raconu biliyordum ve içtikten sonra ikramı yapanların ellerine uzattım. Anlatılanlara bakılırsa; Mardin’den İran ya da Irak’a giden kamyon ve tır şoförleri bir fincan mırra içerek, uykuları hiç gelmeden mallarını teslim edip hatta evlerine bile dönerlermiş. Yola çıkmadan önce iki fincan içtiğim mırra, Mardin’in masalsı atmosferinin bende yaptığı büyüyü çözemedi ve ben uçakta içinde Midyat’ın da olduğu uykulara daldım. Bir fincan mırranın 40.000 km. hatırı varmış. Asude Akınlı
Kaynak: http://www.1gezgin.com
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 421
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 Yazılarla İlişiki Seçenekleri |
|||||||||||
| Son Güncelleme ( 16 04 2007 ) | |||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|