|
Bu aralar hep kendimi bakışlarım uzaklara dalıp gitmiş, parmaklarım isteksizce biryerlere hızlı hızlı vururken, ayaklarımı hiç adetim olmadığı üzere kontrolsüz sallarken buluyorum. Çoğu zaman hafifçe kığırdanıp kendime geldiğimde şakaklarım ıslanmış da oluyor. Kısacası bir huzursuzluk, bir hüzün hasıl oldu bu aralar. Sonbaharın gelişinden mi, yağmurların başlayıp, güneşin nazlanmasından mıdır? Hayır! Uzakların yakın olduğu, gönüllerin bir olduğu, teknolojinin mesafeleri sıfıra indirdiği, tek tuşla heryere herkese her şeye ulaşabildiğimiz, hayatımıza bugüne dek gelip girmiş ve bazen de çıkıp gitmiş herkesi facebook denilen meretle gözler önüne serebildiğimiz böyle bir dünyada aramızdaki uzaklıkların 1000 km. küsürler ile ifade edildiği, yerşekillerinin belirtildiği fiziki haritalarda genellikle koyu kahverengi görünen yurdumun doğusunda gözyaşı var, acı var, öfke var. Sokaklarını arşınlarken içimin huzur, evlerin kapılarına duvarlarına dokunurken içimin yaşam sevinci ile dolduğu, merdivenlerinden çocuklar ile top kuşturarak inip çıktığım, kahvelerinde sıcacık çaylarının dumanını içime çektiğim, ekmek fırınlarının önünde ateş gibi yanan ekmeği sabırsızlıkla kopardığım, kapıyı çalıp tanrı misafiri olmanın değerini hiçbirşeye değişmeyeceğim , etinin – sütünün – yağının – kaymağının – balının tadına destanlar yazsam az kalan memleketimin doğusunda hüzün var. Ben bayrağımızı gördüğüm, marşımızı duyduğum, askerimizi uzaktan seçtiğim her yerde gözyaşına boğuluyorum bu ara. Ne canım dışarı çıkmak istiyor, ne dolaşmak, ne gülmek, ne konuşmak. Çünkü biliyorum ki ne Mardin’deki Kadir’in, ne Diyarbakır’daki Ayşe’nin, ne Urfa’daki Canan’ın, ne Halfeti’deki Mustafa’nın, ne Dara’daki Gülüzar’ın , ne Batman’daki Nedim’in bu günlerde hiç mi hiç keyfi yok. Düşünüyorum ne de çabuk ulaşıp, ne de sıcak dostluklar kurduk, kardeşlerimiz oldu bir sürü, başımı alıp her gidişimde kendimizi oralarda bulduk, huzur için biz bir süreliğine uzaklardayız dedik, iş için her yakına gidişimizde küçük kaçamaklar organize ettik. Peki şimdi? Şimdi yine 20 yıl öncesine döndük. Gitmeyi bırakın aramaya sormaya korkar olduk. Şunun şurasında aylar önce kıyısında çay içerken ayaklarımızı sarkıttığımız Beyaz Su’yun aktığı yerler şimdi mayının patlayıcının yolu olmuş, üzerimize bir hırka geçirip gezdiğimiz dağlarda bayırlarda çelik yeleklerle gezer hatta gezemez olmuşuz. Mayıs ayında “Dargeçit” tabelası yanında çektirdiğimiz fotoğraflarda kalmış tebessümlerimiz. Bu anlamsız savaşın, kan dökmelerin, yitirilen evlatların, babasız kalan yavruların, öğretmensiz kalan okulların, çobansız kalan koyunların kuzuların, korucusuz kalan ormanların, yersiz yurtsuz kalan vatandaşlarımızın bir an önce sonunun gelmesini diliyorum. Bu dilekleri dilerken kimsenin doğacağı yeri seçme özgürlüğünün olmadığı bilinci ile batıda yaşamanın bir lütuf olmaması gerektiği düşüncesi ile hepimizin eş, eşit ve kardeş olduğunu bir kez daha hatırlamak istiyorum. Ve şimdilerde bizlere daha çok ihtiyacı olan tüm kardeşlerimin gözlerinden öpüyorum. Dün sokaklarda caddelerde tek yürek olan milyonların bugün de aynı düşünce ile bir arada yaşabilmesini ümit ediyorum. Sakine Abla’mın Mardinli Hasan Abi’me gelin olurken yanında getirdiği yemeni sandığında saklı öyküler gibi bundan sonra Güneydoğu’lu , Doğu’lu kızlarımızın da öykülerinin mutlu sonu olması için dua ediyorum. 
Bu makaleyi tavsiye et... Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 214
|
- Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
- Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
- Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
- 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
- Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
|
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved Yazılarla İlişiki Seçenekleri |