Skip to content
Avrupa'nın en büyük fotoğraf kulübü Flickr'da Mardin
Buradasınız:
Postmodern eylemler

Dünkü yazımı şöyle bitirmiştim: "Rahip Santoro, Hrant Dink ve Malatya cinayetleri "örgütsel cinayet ve eylemler"den çok, küçük ölçekli, özerk ve biraz da spontane "yapılanmalar"ı akla getirmektedirler.

Bu yapılanmalar merkezî komuta veya yönlendirme ile hareket etmiyorlar, geçmişleri pek eskiye dayanmaz; politik konjonktürün ürettiği gerilime paralel olarak oluşur ve yerine göre "durumdan vazife" çıkararak eylem tasarlar veya "iş başa düştü" mantığıyla "infaz"a geçerler. Eylem ve infaz kararı kendilerinden çıktığı için amatördürler de, kolayca yakalanıyorlar. Hassasiyetleri belli bazı şehirlerimizde bu türden yapılanmalar giderek artmaktadır. Hiç kuşkusuz örgütler vardır ve onlar klasik usulde çalışıyor; ama son üç olay, yepyeni bir fenomenle karşı karşıya bulunduğumuzu ima ediyor."

Bugün "yepyeni" dediğim "fenomen" çerçevesinde eylemlerin nasıl tasarlanıp icra edildiğine bakalım. Modernliğin güvenlik konsepti postmodern zamanda eskisi kadar iş görmüyor artık: Sadece ilgili güvenlik kuvvetleri veya istihbaratçıların değil, hassasiyeti biraz fazla şehirlerde çevresiyle yakından ilgili olan herkes bilir ki, söz konusu şehir mekânlarında gençler bir araya gelir. Çayhaneler, kahvehaneler, dernekler, vakıflar, kitabevleri, yurtlar, öğrenci evleri, işyerleri vs. Burada geleneksel olarak Türkiye ve dünya olayları "son derece derin" ama "heyecanlı analizler"e tabi tutulur. Gençleri eyleme veya üzerinde nefretin yoğunlaştırıldığı kurbanı infaz etmeye götüren süreç gayet basit olarak beş aşamada işler:

1) "Türkiye parçalanıyor. Kuzey Irak'tan büyük bir tehlike üstümüze üstümüze doğru geliyor. Amerika'nın hedefi Türkiye'yi parçalamak. Irak'ta yaşananların bir benzerini biz de yaşayabiliriz. AB üyelik süreci her açıdan bizi zaafa uğratmak, parçalanmayı hızlandırmak üzere işliyor. İçeriden ve dışarıdan kuşatılmış bulunuyoruz."

2) "Hükümet yeterince hassas değil. Esasında siyasilerin tümünden medet ummak faydasız. Onlar zaten şahsi ve örgütsel çıkarlarını kollamakla meşguller. (Öteden beri 'siyasetçiler ve sivil siyaset'le ilgili bu yönde güçlü bir propaganda olduğunu hatırlayalım.) Evet, devletin bütün güçleri ve birimleri hükümet gibi değil, içlerinde vatanseverler var; fakat onlar da çaresiz, ellerinden bir şey gelmiyor."

3) "Türkiye'yi parçalamak, devletin bekasına son vermek isteyen güçlerin içeride -etnik ve dinî çerçevede- kullandıkları maşalar/gruplar var. Misyonerler, bazı gayrimüslim din adamları, bazı STK'lar, birtakım dernekler ve kanaat önderleri dış güçlerin içerideki uzantılarıdır." 14 Nisan Ankara mitinginde bir profesörün 'Bunların iktidarında misyonerler cirit atıyor, Patrikhane İstanbul'u dükalığa çevirmek için iştahını kabartmış' dediğini hatırlayalım.

4) "Bu hal ve şeraitte bir an önce harekete geçmeliyiz. Madem hükümet gaflet içinde, devletin vatansever kuvvetleri çaresiz, 'iş başa düştü' demektir. Yapılması gereken şey 'durumdan vazife çıkarıp harekete geçmek'tir". 'Durumdan vazife çıkarma'nın, yani işi ve görevi olmadığı halde birilerinin mevcut hukuk sistemini, kanuni prosedürleri bir kenara itip kendi kararı ve hükmüyle icraata geçmesi 28 Şubat'ta çok işe yaramıştır. Koca koca adamlar bunu yaptığına göre, heyecanlı gençler niçin yapmasın?

5) Cezası verilen kişi seçilmiş kurbandır. Amaç ses getirmek, "iç ve dış düşmanlar"a ihtarlarda bulunmak, mesaj vermek; ispat-ı vücutta bulunmak ve elbette "milleti uyandırmak"tır. "Bu işin maliyeti çok yüksek olabilir, yani ölüm var, müebbet hapis var. Olsun, birileri bir şeyler yapmalı". Birileri kendini "adamalı". "Vatan, millet, din için canımız feda olsun!.."

Bu küçük ölçekli gruplar merkezî bir karar mekanizmasından bağımsız olarak bu türden değerlendirmelerde bulunur, hatt-ı hareket tayin eder ve eyleme geçerler. Birilerinin (müşevvik ve muharriklerin) gençlerin kulağına bu yönde tahrik edici şeyler fısıldadığını söylerseniz, bu doğrudur. Ama zaten bugünün her saatinde çeşitli kanallarda ve gazete sahifelerinde bu "teşvik ve tahrik" had safhada sürüyor.

Bu makaleyi tavsiye et...

23 04 2007 - Ali BulaçYazdırE-Posta

Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 250

  Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code
Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

Yazılarla İlişiki Seçenekleri

 
< Önceki   Sonraki >

Bana varlığımı,özümü,sonsuzluğumu hissettiren yer...Kollarına sığındığım...Tepeden tırnağa kutsal...Bir değil birkaç dilin tüm sözcükleri kullanılsa da anlatmaya ifadeler yetmez...''Nusaybin''...

Nihan Aydar, Mardin Dostu

 

Avrupa'nın en büyük fotoğraf kulübü Flickr'da Mardin