| Avrupa'nın en büyük fotoğraf kulübü Flickr'da Mardin |
|---|
| Ankara Kriterleri |
|
Bir iddiaya göre 28 Şubat 1997 postmodern darbesinin önemli mimarlarından biri Alan Makovsky idi. Bu ismi Fehmi Koru'nun çok zikrettiğini hatırlıyorum. Washington Enstitüsü'nde önemli görevi olan Makovsky benim merak ettiğim şahsiyetlerden biriydi, 28 Şubat'tan çok sonraları kendisiyle Washington'da görüşme fırsatım oldu. Edindiğim kanaat şu ki, Makovsky ve çalıştığı enstitü, 28 Şubat sürecinde önemli rol oynamıştır. Kendisiyle konuşmamız sırasında Makovsky, "Askerlerin hiçbir zaman İslamcı ve Kürt kimliğini kabul etmeyeceklerini, bu yüzden Türkiye için 'az demokrasi' formülünü uygun buldukları"nı söyledi. Bu Musevi asıllı zeki Amerikalıyı şaşırtan şey Türkiye'de Müslüman çevrelerin AB üyelik sürecini desteklemeleri ve benim "AB ve Türkiye" adlı kitabımı Zaman Gazetesi'nin promosyon olarak dağıtmış olmasıdır. Onun varsayımlarına göre Müslüman çevrelerin AB'ye karşı tavır almaları gerekirdi, bense özgürlük alanlarının genişletilmesinin, ülkenin demokratikleşmesinin ve hukukun üstünlüğüne dayalı katılımcı ve şeffaf bir yönetimin herkesin yararına olacağını, bu yüzden bu çevrelerin AB üyelik sürecini desteklediklerini söyledim. İslamcılar veya Müslüman halk hiçbir zaman otokrat veya totaliter bir rejimin savunucuları olmamıştı; 1856'dan bu yana İslamcılar özgürlükleri ve katılımı desteklemişlerdi. "Ankara kriterleri"ni Türk medyasında ilk defa ben kullandım, Kürşat Bumin ve Etyen Mahçupyan'la STV'de yaptığımız programlarda, demokratikleşmeye karşı direnen ve devlet içinde mevzi tutmuş Merkezdeki Çekirdek'in "Kopenhag Kriterleri"ne ataları Tanzimatçılar ve İttihatçılar kadar itibar etmediğini, asıl gönüllerinde yatanın "Ankara kriterleri" olduğunu birkaç defa dile getirmiştim. Başbakan, AB karşısındaki tepkileri görünce kendisi de "AB olmasa, Ankara kriterlerini ilan eder, yolumuza devam ederiz." dedi. 10 sene sonra döndük dolaştık, aynı noktaya geldik. Sonunda güdümlü parti ve seçimin esas alındığı Ankara kriterlerinin geçerli olduğu "az demokrasi" bize uygun görüldü. 12 Eylül'ün muktedir generali Kenan Evren'in 1982 Anayasası'yla ilgili söylediklerini hatırlayalım: "Önceki elbise bu millete çok bol gelmişti." Zamirde olan zahirde de vuku buldu, Türkiye için asıl öngörülen kriterlerin hiçbir şekilde temel hak ve özgürlükler, demokrasi, siyasal katılım, sivil inisiyatif ve şeffaf yönetimle ilgili olmadığı ortaya çıkmış oldu. 27 Mayıs'tan 28 Şubat'a modern veya postmodern olsun, vuku bulmuş bütün müdahalelerde "dış faktör" önemli rol oynamıştır. Antidemokratik bir müdahale vukuunda ekonominin derin bir sarsıntı geçireceği söyleniyordu. Ben de bir miktar paranın çekildiğini yazdım ve muhtemel bir toplu para çıkışının reel ekonomiyi olumsuz yönden etkileyeceğini belirttim. Bu doğru, ama yabancı para piyasada duruyor, demek ki 'hemen çekilmenin zorluğu' yanında, para sahiplerinin "dış dünyadan aldığı bir teminat" da söz konusudur burada. Nitekim ABD'den gelen tepkiler dostlar alışverişte görsünler cinsinden şeyler. AB canibinden daha ilkeye dayalı tepkiler geldi, hatta Rice, AB ile aynı çizgide -aynı vurguda- olduklarını açıklama ihtiyacını hissetti, ama 27 Nisan sürecinin ortaya çıkışında ve muhtıracıların yine kayıt-dışı siyaset sahnesinde yerlerini almalarında AB'nin önemli rolü olduğu görmezlikten gelinemez. Şu açık ki, eğer AB, Türkiye'ye diğer aday ülkeler gibi eşit davransaydı, Türkiye'yi sadece Kopenhag Kriterleri'nden sorumlu tutsaydı, kısaca gerçekten Türkiye'nin siyasi, iktisadi ve idari standartlarının iyileştirilmesini arzu etseydi durum farklı olurdu. Fakat, Türkiye'ye AB içinde "özel statü" isteyen Almanya, Fransa vd. Makovsky'nin formüle ettiği "az demokrasi"nin muhtıracıları ve ulusalcıları da fazlasıyla memnun ettiğini biliyorlar. İçerideki ve dışarıdaki bazı güç odaklarının üzerinde anlaştıkları formül şimdilik Ankara kriterleri oldu.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 301
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 Yazılarla İlişiki Seçenekleri |
|||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|