E-Mardin.com

Mardin'e farklı bir bakış..

Wednesday
Jan 07th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Handan Demiralp

İşte Böyle..

İşte Böyle..

 

Mardin bu kadar değil tabii... Daha anlatacak çok şeyi var ama yeniden gitmek gerek, öyle kısa bir güne sığdırma haksızlığı yapamam bu sihirli şehire.

Sevgili Misket Dikmen'in Kasımiye Medresesi avlusundaki havuz başında çektiğim fotoğrafının orijinali buydu, ışık kırılmaları ve gökkuşağı renkleri bize Mardin'in özel armağanıydı. Bu fotoğraf ''Chi/Yaşam Enerjiniz'' dergisinde yer almıyor. ''Yola çıktım Mardin'e...'' demek isteyenler için; Fly Air Mardin'e İstanbul'dan direkt uçuyor. THY ile Diyarbakır'a uçup, oradan 1,5 saatlik bir kara yolculuğuyla Mardin'e gidilebiliyor. GAP turları içinde de yer alıyor sanıyorum Mardin. ''Gidip gören herkesin kendi Mardin'i vardır anlatacak...'' demiştim, işte benim Mardin'im...

TAŞIN FISILDADIĞI KADİM DUA: MARDİN… ''Chi/Yaşam Enerjiniz'' dergisinin Kasım sayısında yayınlanmıştır.

Son Güncelleme ( Cuma, 29 Eylül 2006 22:05 )

 

Taşın fısıldadığı kadim dua..

Taşın fısıldadığı kadim dua..

 

"Kasımiye Medresesi’’nin üst katında, sol taraftaki büyük kubbenin yanında durup ovaya baktım. Akşam güneşi altında sonbaharın bütün renklerini dalgalandıran, ufuk çizgisine doğru koyulaşıp laciverte dönen, uçsuz bucaksız bir sihir deniziydi önümde uzanan…

 

Burada zamanı dondurup öylece kalmak istiyor insan ama Mezopotamya ovasının büyüsünden kurtulup biraz daha yukarıda bizi bekleyen Mardin’e gitmemiz gerekiyordu, ‘’Kırklar Kilisesi’’nde, ‘’inancın taşa nakışlandığı’’ yerde tarihle randevumuz vardı. Eğilip medresenin avlusundaki havuza baktım bir kez daha; taş kubbelerin kenarından süzülen güneş ışığının su ile buluştuğu noktada sadece ışık değil, adeta zaman da kırılmıştı, gözlerimi kapadım, gökkuşağı renkleriyle yıkanan ruhumu Mardin’e teslim ettim…

 

TAŞIN FISILDADIĞI KADİM DUA: MARDİN… ''Chi/Yaşam Enerjiniz'' dergisinin Kasım sayısında yayınlanmıştır. ‘

Son Güncelleme ( Cuma, 29 Eylül 2006 21:57 )

Bir Tel Çektim Mardin'den..

Herkese merhaba...

Cumartesi günü Mardin'deydik. Evvelâ "Sultan Şeyhmus Makamı", sonra "Kasımiye Medresesi" ve "Cihangirbey Türbesi", oradan "Mor Mihael Kilisesi", daracık ve inişli yokuşlu sokakları ile sihirli Mardin ve "Kırklar Kilisesi" yani asıl adı ile "Mor Behnam"...


Mardin'in tepeden baktığı uçsuz bucaksız Mardin-Nusaybin ovası, yani "medeniyetler toprağı" Mezopotamya. Sözcüklere sığdırılması gerçekten güç, bence her gezginin kendi Mardin'i vardır ve her biri kendine göre anlatacaktır bu ilginç şehri.


Güzel fotoğraflar, video çekimleri ve belleğimden kolay silinmeyecek kareleri eşliğinde ben de kendi Mardin'imle döndüm Diyarbakır'a. Aslında "döndüm" demek te fazla doğru sayılmayacak, bir tarafım orada kaldı, çünkü yetmedi bana bu kadarı. Tekrarı şart, orada geceleyip, sabahlayıp her anını ayrıca, hakkını vererek yaşamak gerekiyor.


"Kırklar Kilisesi"ndeki ayinden sonra yaptığımız TRT FM bağlantısının ardından kilise ruhanîsi sevgili Gabriel Akyüz ile yaptığımız uzun sohbet bizi nerelere götürmüş olmalı ki; ovaya güvercinlerin kanat seslerine takılarak usulca inen ve saygıdeğer ruhanînin aynı renkteki ipek ayin gömleğinin kıvrımlarında dağılan erguvan renkli akşamın bile farkına varamamışız. Burada geçen "mor" nitelemesi bildiğimiz mor rengi değil, Süryanî dilinde "aziz, sayın, kutsal" anlamını karşılıyor, aklıma gelmişken hemen belirteyim. "Mor Behnam Kilisesi"nde, ruhanînin çalışma odasında, yardımcısının saygıyla ikram ettiği soğuk şerbetlerimizi yudumlarken 1900'lerin başından kalma soluk fotoğraflara ve onlardan daha da eski hikâyelere dalıp gitmişiz Gabriel Akyüz'ün akıcı anlatımında, zaman takılıp kalmış duvardaki çok eski saatin akrebiyle yelkovanı arasında, dokunduğumuz herşeyin fısıldadığı görkemli geçmişin hatıraları bizi içinde bulunduğumuz zaman boyutundan koparıp nerelere fırlatmış meğer...


"Dönmek" gerektiğini farkettiğimizde çoktan hava kararmıştı. Aceleyle toparlanıp dönüş yoluna düşmek zor geldi doğrusu, sihirli Mardin'i arkamızda bırakıp ovanın bağrına yazıldık, konuşmadık fazlaca, herkes içinde yer eden "kendi Mardin'ini" düşündü, bir dahaki sefere kadar da düşünecek bana kalırsa...


Cumartesi akşamı inşallah "kraliçe kent"e dönüyoruz. Yazacak, anlatacak o kadar çok şey birikti ki, fotoğraflar ha kezâ. Bu gece yağmur var Diyar-ı Bekr şehrinde, Ramazan'ın ferahlığı, bereketi mi demeli? Bir mani ile virgül koyalım sözümüze en iyisi, devamı ve aslolanı sonra diyerek: Diyarbekir dört kapi, Gel bakh o yar ne yapi, Haçan ki beni göri, Başka küçeye sapi...


Selâm ve sevgi ile...

Son Güncelleme ( Pazar, 23 Eylül 2007 18:09 )

Reklam