E-Mardin.com

Mardin'e farklı bir bakış..

Wednesday
Jan 07th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Gürşah Özen

Patlayan Beyaz Bulutlu Işıklarda Uçuşur Mardin

Patlayan Beyaz Bulutlu Işıklarda Uçuşur Mardin
"Mardin kelimenin tam anlamıyla büyüledi beni, şehrinizde geçirdiğim kısacık zaman içinde her şey masal gibiydi.
En yakın zamanda yeniden orada olabilmeyi umuyorum...Mardin'e sevgiler, Gürşah Özen" 

 

 

Tılsım bozuldu.

Akrepler, yılanlar, patlayan beyaz bulutlu ışıklarda uçuşan yarasalar, cinler, periler, serseriler, fahişeler, rahibeler, boş gezen takımının cümlesi, alimler, zenginler, yarını bugünden bilenler, kendinden vazgeçmişler, aşka düşenler, aşka eşlik edenler, aşıklar, aşıklar, aşıklar...

Hepsi toplandı Mardin’de.

Kahverengi cam kül tablalarında ot, tütün, kubar, duman, duman. Cam bardaklarda çay, kuşburnu, ıhlamur, tarçın, ada çayı, hepsinin üstünde duman, duman, duman.

Rüzgar her şeyi uçuruyor, saçlarını, eteklerini, kapkara tenini gösteren bembeyaz ince ketenden gömleğini, aklını, fikrini, inancını, kendini.

Elektrikler de kesildi, her zamanki gibi. Söndü Mardin. Ama ışıl ışıl uzaklar. Tutsan tutarsın yani. O kadar mı olur? O kadar yani. Mezopotamya.

Mumlar titriyor, ışıklar, karanlık, rüzgar, saçlar, birinin simsiyah eşarbı uçtu, geldi tam masamın yanındaki badem ağacına dolandı, simsiyah, pırıltılı, işli, taşlı, parfümlü, çok kadın, çok dişi. Gördü herkesin gözleri.

O kadar uçuşuyor ki her şey, o kadar yani.

Arapça, Kürtçe, Türkçe, Süryanice, sesler, kelimeler, yalanlar, yalanlar. Kelimelerin ne yalancı, ne süslü olabileceğinden habersiz gözler, en çok konuşan gözler, geveze gözler, sırlar, sırlar, sırlar.

Sokaklara yayılıyor, merdivenleri çıkıyor, iniyor, yürüyor, yürüyor, bakıyor ki çıkmaz sokak, dönüyor, tam öte tarafa yürüyor, şehrin manastırının gölgesine sığınıyor, “Beni yarattığına göre yukarıdaki anlamalı” diyor, anlar mutlaka. Rab, Tanrı, Allah, ışık, ruh görüyor, anlıyor olmalı. Başka yolu yok. Ama insanlar var, o yüzden yeniden konuşmalıyız. Çok, çok, çok. Kelimeler, yalancı, süslü, çift anlamlı, imalı, fısıltılar, kuşlar. Bütün damları izliyor kuşlar. Hangi damın üstünde neler dönüyor, hepsinin farkındalar. Kimler sevişiyor, kimler kara para aklıyor, kavga eden pek yok gibi.

En çok para sesi, sevişenlerin nefesi, gizli saklı mümkün değil. Hepsini dağıtıyor, üflüyor rüzgar.

Bunca yıldır duyuyor Mardin, yüzyıllardır hepsini duyuyor, saklıyor, ekliyor, kaydediyor. Sır vermez, sağlam papuçtur. Beyaz çarşaflarla örter her şeyi. Gecedir ama tandır da. Yazdır, bahardır da.

Çok umurundayız sanki, gülümser bize.

Şaşırmaz, korkmaz, yadırgamaz, dağdır. Rüzgardır da. Akreptir, yılandır. Yarasadır. Patlayan beyaz bulutlu ışıklardır. Bayılmaz şaşkınlıktan, bayıltmaz. Ayıltmaz da. İki ucu tılsım. Denge kurmaz. Salınır, akar. Yaşar.

Mardin yaşar.

Yaşamakçılık  oynayanlar kaçar.

Yalancılar, sahtekarlar, korkaklar, titrekler, adiler, iki yüzlüler, kurnazlar, cimriler, kalpsizler, insafsızlar, başını yastığa koyar koymaz uyuyanlar, gamsızlar, ukalalar, hiç durmadan konuşanlar, kendini anlatanlar, politikacılar, mühimler, öfkeliler, ne bileyim işte, çoğu kaçar. Yer mi yok dünyada...

 

Gürşah Özen

http://culdesac.blogcu.com/972255/

 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 19 Eylül 2007 21:38 )

 
Reklam