E-Mardin.com

Mardin'e farklı bir bakış..

Tuesday
Jan 06th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Elif Aktuğ

Mardin, twelve points!..

Mardin tarifi zor yerlerden; tıpkı bir film platosu gibi, tıpkı devasa bir el tarafından kumdan kaleler gibi yapılıvermiş, tıpkı ilk görüşte aşk gibi..

Gezi ile ilgili basın bültenini okur okumaz aradım ajansı Mardin gezisini kaçıramazdım elbette, nedense son zamanlarda hep Bodrum, Antalya davetleri geliyor ama benim aklım takılmıştı uzun süredir, Güneydoğu'ya gitmeye. O kadar kocaman bir zaman oldu ki gitmeyeli, rahmetli Gaffar Okkan henüz katledilmemişti ve inanılmaz bir ev sahipliği göstererek gezdirmişti bizi. Baba memleketim Diyarbakır'a bir daha da gitmek kısmet olmadı. Güneydoğu'da olmanın en keyifli anlarından biri, (olağanüstü doğası, iklimi, yemekleri, misafirperverliği, çarşıları dışında elbette!) kendinizi her daim zayıf hissetmenizdir! Yani öyle hissettiriyorlar, 'daha ye, aaa olmadı vallah biraz daha ye, hadi buradan başka bir yere yemeğe gidelim, daha kaburga dolması yemedik' bütün gün duyacağınız cümleler aynen böyle!..

Mardin tarifi zor yerlerden, tıpkı bir film platosu gibi, tıpkı devasa bir el tarafından kumdan kaleler gibi yapılıvermiş, tıpkı ilk görüşte aşk gibi 'Buraya bir dahaki sefere kesinlikle sevgilimle geleceğim' diye iç geçirdim, ben zaten hep böyleyim nerede olursam olayım, tüm sevdiklerim, ailem, eş-dost benimle olsun isterim. Hatta Ankara Bahçelievler'de çocukluğumun geçtiği Konak'taki komşumuz hemşire Nermin teyze bile olsun isterdim yanımda.

Aygaz'ın Sosyal Sorumluluk projesi kapsamında yer alan 'Dikkatli Çocuk' kampanyası ile ilgili gittiğimiz Mardin, iki günde gezilip bitecek gibi değil. Ben zaten her daim İstanbul'dan kaçmaya ve psikolojik olarak neresi olursa olsun 'bayılmaya' hazırım zaten. Mardin öyle değil ama, Mardin o taş kalpli görüntüsüne rağmen, her taş kalpliyi eritecek güçte!..

Erdoba Konakları'nda kaldık, burası bir butik otel. Benim odam -ayıptır söylemesi- en güzel odaydı, terastan Mezopotamya uçsuz bucaksız ve en korkutucu haliyle görünmekteydi, gece de ta ileriden ufuktan Suriye'nin inci gibi dizili sarı sarı ışıkları... Nasıl sonsuz bir görüntü böyle, tavanlarının kaç metre olduğunu hesaplayamadığım taş odada, çook ilerlerden duyulan köpek havlamalarını duymaya çalışırken, uyuyakaldım. Annem olmalıydı yanımda, uykumda buluştum. Uykumda annemde Mardin'i gezdirdim. 'Bacakların bir iyileşsin seni yine getireceğim' dedim, 'eski günlerdeki gibi sabahlara kadar dans et anneciğim' Annemi rüyamda, -bize peder ve papaz arasındaki farkı müthiş bir stand-up'çı edasıyla anlatan- Peder Gabriel ile tanıştırdım, Deyrul Zaferan Manastırı'nda yaşayan. 'Burası Süryani cemaatinin dini merkezi anneciğim hem de 1600 yıllık geçmişi var' dedim, birlikte manastırı gezdik, her bir taşa dokundu annem. Müthiş ihtişamı ve doğanın her tonundaki renkleriyle sapasağlam ayakta duran manastır, bir zaman önce Prens Charles'ı da ağırlamıştı Çarşısı da muazzam ancak cuma öğlen saatinde alışveriş yapmaya çalıştık ama cemaat namazdaydı.

Ben Mardin'e bir daha gitmeliyim, mutlaka annemle ama annemden sonra da sevgilimle. Bu sonsuz görüntü onların da beyninde yer etmeli, hepimiz gözlerimizi kapattığımızda Mardin gibi -onca yaşına rağmen- bakir kalabilmiş çarpıcı bir hayale ihtiyaç duyuyoruz mutlaka.

 Elif Aktuğ, Akşam Gazetesi

 

 
Reklam