E-Mardin.com

Mardin'e farklı bir bakış..

Tuesday
Jan 06th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Aydın Ayaydın

Mardin Eski Valisi T.Koçaklar Merkeze çekildi..

Muğla'da çifte vali krizi çözülmedi
Muğla'nın kararname ile atanan yasal valisi Temel Koçaklar raporlu ve konutunda... Boş olmayan Muğla Valiliği kadrosuna Bakanlık oluru ile yasal olmayan biçimde atanan Lütfi Yiğenoğlu da makamda oturuyor. Vali Yiğenoğlu' nun şahsına bir şey demiyorum, hukuk mücadelesini haklı olarak sürdürüyor. Ancak yasal olmayan bu atamayı yapanları eleştiriyorum. Bunu sadece ben yazmıyorum. Yaşamının büyük bölümünü valilikle geçiren ve en son İçişleri Bakanlığı görevinde bulunan Vali Kutlu Aktaş Gözlem gazetesindeki köşesinde bakın ne yazıyor.

Eski İçişleri Bakanı ve Vali Kutlu Aktaş, kararname ile Muğla Valiliği'ne atanan Vali Temel Koçaklar'ın anayasa ilkelerine bağlı çalışkan bir vali olduğu için kararnamesiz ve yasal olmayan biçimde Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir atama biçimiyle Merkez Valiliği'ne atandığını söylüyor. Aktaş'a gore Vali Koçaklar'ı Merkez Valiliği'ne, Vali Lütfi Yiğenoğlu'nu da Muğla Valiliği'ne atayan Bakan olurunun altında asillerin değil vekillerin imzası olması Valilik mesleğinin ne kadar gözden çıkarıldığına işaret ediyor. Bakanlık olurunun altındaki imzalar Genel Müdür vekili Dr.Yusuf Mayda, Müsteşar Yardımcısı Vekili Zekeriya Şarbak, İçişleri Bakanı vekili eski Denizcilik Müsteşarı ve bağımsız Ulaştırma Bakanı olarak İçişleri Bakanlığı'na vekalet eden İsmet Yılmaz'a ait.

Neden şimdi uygulanıyor?
İçişleri Bakanı Osman Güneş bu usulsüz atamaya sadece seyirci. Hiçbir açıklama yapmıyor. Sadece belirli kesimler üzerinden "Vali Lütfi Yiğenoğlu 6 yıllık hukuk mücadelesini kazandı. Danıştay kararını uyguladığımız için Muğla Valisi Temel Koçaklar'ı merkeze almak zorunda kaldık" diyor. Bağımsız Bakan!.. Osman Güneş'in söyledikleri gerçeği yansıtmıyor. Eski Muğla Valisi Lütfi Yiğenoğlu Danıştay kararını bugün almadı ki, alelacele Bakan oluru ile işleme koyuyor. Vali Yiğenoğlu'nun Danıştay kararı 26.5.2004 tarihlidir. 2577 sayılı yasanın 52. maddesine göre; temyiz ve itiraz yoluna başvurulmuş olması, İdari yargı kararlarının yürütülmesini ve uygulanmasını durdurmaz. Öyleyse temyiz başvurusu yapmış olan idare, neden karar tarihi olan 3 yıl önce yargı kararının gereğini yerine getirmemiş ve temyiz sonucunu beklemiştir. Vali Yiğenoğlu da buna seyirci kalmıştır. Öncelikle İçişleri Bakanlığı'nın bu soruya cevap vermesi gerekir.

Koçaklar'ı 'istemezük'
Eski İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş yazısında bu sorunun cevabını da vermiş. Aktaş diyor ki, " Vali Koçaklar dürüst ve çalışkan olmanın yanında anayasanın temel ilkelerine bağlı biri . İçişleri Bakanlığı, Yiğenoğlu'nun kararına sarılarak Koçaklar'ı Merkez'e alıyor. Gerçek sebebi 'seni istemezük'ten başka bir şey değil. Eğer böyle olmasaydı İçişleri Bakanlığı iki Vali'yi çağırır, Vali Yiğenoğlu'na boş bulunan Kayseri veya Tokat'ı teklif eder ki Yiğenoğlu da bunu kabul ederdi. Etmedi diyelim o zaman da Vali Koçaklar'ı Kayseri veya Tokat'a ikna ederek bu işi çözerdi."

Kutlu Aktaş'ın dediklerine katılıyorum. Ancak Bağımsız (!) Bakan Güneş, Kayseri'yi Bakanlık görevinden sonrası kendisi için rezerve etmiş, Tokat'ı da torpili büyük Elbistan Kaymakamı'na vekalet ettiriyor. Asıl sorun da burada. Unutmadan bir başka hatırlatma yapayım. Koçaklar'ı 'istemezük' diyen İçişleri bürokratlarının Çanakkale Valisi için 'istemezük' hazırlığı yaptığını da bu vesileyle duyurmak istiyorum. Bakalım Çanakkale Valisi'ni ne zaman Merkez'e alacaklar?

Türkiye hukuk devletidir. Her isteyen ben böyle istiyorum diye yasal olmayan uygulama yapamaz. Yapsa bile ergeç bunun hesabını kanun önünde verir. Bugünkü iktidarın sayısal üstünlüğüne güvenip yasal olmayan uygulama içine giren bürokratlar varsa ki var, ergeç bunun hesabını kanun önünde vereceklerinden kimsenin kuşkusu olmasın.

 

Milli Emlak Genel Müdürü'nden cevap var

Geçenlerde ' Bülbül köyü'ne geri dönen İsviçre vatandaşının başına gelmeyen kalmadı' başlıklı bir yazı yazmıştım. Aslen Mardin Bülbül köyünde oturan Süryani asıllı bir vatandaşın yerleştiği, evlendiği ve vatandaşı olduğu İsviçre'den köyüne geri dönmüş. Muhtarlığın gösterdiği arsaya 500 bin YTL'ye bir ev yapıp oturmaya başlamış. Muhtardan buranın arsa bedelini ödemek isteyince başına kaynar suların döküldüğü hikâyeyi anlatmıştım.

Milli Emlak Genel Müdürü İlyas Arlı, bu yazıma cevap göndermiş . Milli Emlak Genel Müdürü Arlı : "Adı geçen şahıs tarafından hazine taşınmazı üzerine yapılan binanın bedelinin tespiti çalışmaları devam etmektedir. Bedel henüz tespit edilememiştir. Bina bedelinin teknik elemanlar tarafından tespit edilmesinden sonra zemin bedeline ilave edilerek ihaleye çıkarılması mevzuat hükümlerinin doğal bir sonucudur."

Milli Emlak Genel Müdürü mevcut yasalar karşısında haklı olarak diyor ki, herne kadar adı geçen şahıs 500 bin YTL inşaat bedeli ödeyerek yapmış ise de, mevzuatımıza göre bu bina Hazine'nin olmuştur. Şimdi arsa bedelini de ilave edip yeni fiyatı bulduktan sonra ihaleye çıkaracağız. 500 bin YTL masraf eden bu binayı inşa eden kişi de gelip ihaleye girebilir ve en az bir o kadar daha para ödeyip binayı satın alabilir.
Genel Müdür İlyas Arlı'ya bir şey söylemeye hakkımız yok, mevzuat hazretleri öyle diyor.

 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 16 Mayıs 2007 02:16 )

Sakin olun, istikrara ve reformlara sahip çıkın

Siyasette son iki haftada baş döndürücü olaylar yaşandı. Herkesin görüşünü açıklaması, konuşması iyi, güzelde dinleyene kolay gelsin . Ne diyorsanız deyin, ama açık söyleyin. Ahmet Amca da, Fatma Teyze de anlasın. Yok siz anlaşılmamak için konuşuyorsanız, biraz susun, vatandaşı dinleyin. Kendi toplantılarında, Ankara Tandoğan'da, İstanbul Çağlayan'da, Manisa'da, Marmaris'te, yurdumun dört bir yanında vatandaş diyor ki: "Türkiye'nin, Anayasa'da açıkça belirtilen temel değerlerine sahip çıkın, zorlamayın. Daha büyük, daha güçlü, daha istikrarlı bir Türkiye için gayret edin."

Nerede... siyasiler kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Bir panik havası hakim. Kararlar ve görüşler akşamdan sabaha değişir oldu. Düne kadar, erken seçim diyenler, geç olsun da, güç olmasın demeye başladı. Seçim zamanında olsun diyenler de hemen, yarın seçim yapalım istiyor. Türkiye'nin yönetiminde söz sahibi olanlar ve gelecekte aday olanlar, lütfen sakin olun. Sadece kendinizi değil, bu güzel ülkenin yarınını düşünün. Enine boyuna tartışın, sonra, kamuoyu ile paylaşın. Üç günde kanun yapmanın sancılarını çekiyoruz, üç günde Anayasa değiştirmenin sonuçları nice olur. Üstelik, Anayasa'nın böylesine tartışıldığı bir dönemde .
Demokrasinin temel kuralları evrenseldir: "Söz milletindir". Sıkıntı varsa millet çözer, merak etmeyin, yeter ki siz millete gitmeyi deneyin. Fakat, demokrasi aynı zamanda kurallar bütünüdür. Her kişinin ve kuruluşun görevi açık ve net olarak yazılıdır, yazılı olmalıdır. Seçimde açık ve samimi olun, hangi kuralı nasıl değiştirmek istiyorsanız oy verenler ile paylaşın. Bakalım size ve yapmak istediklerinize destek var mı? Sizin gündeminiz ile oy verenlerinki aynı olmayabilir.

Madem karar alındı, bundan sonra gündem seçimdir. İstediğimiz, huzurlu ve coşkulu bir dönem yaşansın; hasat gibi, düğün gibi. Seçimler ülkemizin ve bölgemizin geleceği için siyasi, sosyal ve ekonomik açılardan önemlidir. Bu nedenle vatandaş da sakin olmalıdır. Son 30 yılda örneklerini gördüğümüz bir gerçek var: Türkiye siyasi istikrarı yakaladığında ekonomi de istikrarı yakalıyor. 1983-1987 döneminde, 20022006 döneminde olduğu gibi. Son beş yıllık dönemde, siyasi istikrar yanında dünya ekonomisindeki pozitif havayla Avrupa Birliği ile olan ilişkiler de ekonomideki güzel gelişmelere destek oldu. Avrupa Birliği süreci uzun ince bir yol. Dünya ekonomisi bugün iyi yarın ne olur bilinmez. Üstelik her ikisi de bizim dışımızdaki gelişmelere de bağlı. Bizim gücümüz ise siyasi istikrarı sağlamaktır.

Ekonomik ve sosyal alandaki bazı reformların sürdürülmesi ve başlatılması için siyasi istikrar son derece önemlidir . Enflasyonun düşürülmesi, kamu kesimi dengesinin korunması, sosyal güvenlik reformunun yapılması, rekabetin güçlendirilmesi, işsizliğin azaltılması, kalkınmanın sağlanması, gelir dağılımının düzeltilmesi, bölgeler arası gelişmişlik farklarının azaltılması, adalet sisteminin daha etkin çalışması reformların tamamlanmasına bağlıdır.

Dünya ekonomisinde bugün lehimize gördüğümüz gelişmeler yarın aleyhimize olabilir. Bunu dünyada yaşanabilecek muhtemel bir krize bağlıyorum . Tersine mevcut durumda öylesine bir değişme var ki, bugün sürecin içinde olmayanların gelecekte durumu çok zor olacak. Bugün rekabeti karşılayamayanların yarın rekabeti yakalamaları çok güç olacak. Dünya ekonomisinde yaşananların şimdilik ekonomik yansımalarını görüyoruz, yarın siyasi sonuçları da olacak. Lütfen olup bitenleri görün, duyun, anlayın. Ama önce sakin olun. Başkalarının bugünkü telaşı, yarın sizin derdiniz olsun.

 

Borsalar ve siyaset dizaynı

Küreselleşme çağında sermaye piyasalarının önemi inkâr edilemez. Ne var ki küreselleşmenin de patronları olduğunu unutmamak gerekir. Günümüzde küreselleşmenin patronları çokuluslu şirketler ve uluslararası fonlardır. Bu fon ve şirketler de sanıldığı gibi siyasetten bağımsız değil. Onların da 'siyasal patronları' mevcuttur.

Bu siyasal patronlar Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin sığ borsalarını, o ülkenin siyasetini dizayn etmek için kullanıyor. 'Sıcak para' ile 'ülke borsaları'nın çoğunluğunu ele geçirmiştir. Günde 1-2 milyar dolarlık fon giriş çıkışı ile ilgilendikleri ülkelerin borsalarını indirmeleri veya çıkarmaları çok kolaydır. Söz konusu rakamlar bu fonların yönettikleri olağanüstü büyüklükteki sermayelerle kıyaslandığında devede kulak kalır.
Sıcak para giriş ve çıkışı ile borsaların inmesi veya çıkması, ne o ülkenin iyiliğine, ne de kötülüğüne delalet eder. Esas olan temel göstergeler, üretim kapasitesi ve reel sektördür.

Bunlardan bağımsız olarak sadece borsanın iniş çıkışına bakarak çizilmeye çalışılan ülke ekonomisinin cennet tablosu da cehennem tablosu da kasıtlı ve yanıltıcıdır. Bu gerçekler ışığında ülkemizde son günlerde yaşanan sıcak siyasal gelişmeleri borsa hareketleri çerçevesinde analiz etmek, buna bağlı olarak tutum belirlemek yanıltıcı olur.

 

Devamını oku...

Ekonomideki olumlu hava seçimden mi kaynaklanıyor?

Piyasalardaki olumlu hava uzun süredir aynen devam ediyor. Son günlerde özellikle yurtdışı piyasalardaki olumlu gelişmelerin de bu süreci daha da pekiştirdiği görülüyor.

Bu gelişmelerin temelinde ABD ekonomisinin canlılığını koruması yönündeki işaretler ve beklentiler var. Global olumlu havdan etkilenen sadece Türkiye değil Brezilya gibi Türkiye'nin ikiz ekonomisi olarak görülen ekonomilerde de aynı canlılık hâkim.
Rekorlar arka arkaya kırılıyor.

"Dünya borsaları da nerden çıktı " dediğinizi duyar gibiyim. Türkiye'deki olumlu havanın nedenini açıklamaya çalışıyorum sadece. Cumhurbaşkanlığı için Abdullah Gül'ün adaylığı belli olduktan sonra herkes piyasalardaki havayı Gül'e yoruyor da ondan. "Piyasalar Gül'ün adaylığını onayladı, Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmaması olumlu havayı destekliyor " türündeki yorumları her yerde okumak ve duymak mümkün.
"Ama aynı şekilde birkaç hafta önce piyasaların adayı Erdoğan ve bu çoktan satın alındı yabancılar tarafından " diye yorumlar yapılmıyor muydu?..

Elbette Cumhurbaşkanlığı seçimi uzun süredir piyasa oyuncularının kafasını meşgul ediyordu. Ve adayın belli olması da belirsizliği azaltması bakımından önemli.

Ancak borsanın yüzde 70'i zaten yabancı kontrolünde. Ve onların stratejilerinde Cumhurbaşkanlığı seçimi çok da etkili değil diye düşünüyorum.

Asıl belirleyici faktör kurların yönü ve faizin daha ne kadar yüksek kalacağı. Başka bir deyişle Türkiye'deki tatlı kârın ne kadar daha süreceği. Ya da ekonomide dışarıdan giren paraya bağlı olarak devam eden bahar havasının ne zaman bulutlanabileceği.
Bir de genel seçim konusu var tabi. Muhtemel bir erken seçim ile ekonomi durgun havanın oluşacağı ve özellikle bürokraside de işlerin durma noktasına geleceğine de hesaba katmak lazım. Yılın ikinci yarısı siyasi anlamda ilk yarısından daha hareketli geçebilir gibi görünüyor.
Bir de ABD'nin Irak politikası var ki bana göre ortalığı karıştırmaya hazır bir bomba gibi. Şok bir geri çekilme kararı ve istikrar sağlanmamış hatta iç savaşa sürüklenen Irak gibi bir komşu hiçbir yatırımcının istemeyeceği bir konu. " Bugün zaten savaş var orada " demeyin. Kat be kat kötü bir durumdan bahsediyorum. Gördüğünüz gibi riskleri yaratan da fırsatları sunan da yine yurtdışı kaynaklı faktörler. Başta da ABD. "Bizim yaptığımızın hiç mi önemi yok?" Tabii ki var ama düşündüğümüz kadar değil. Asıl önemlisi iç barışı yakalamak. İstikrarın yanına bir de toplumsal uzlaşıyı yerleştirmek. Ancak o zaman aldığımız kararların geleceğimizi etkileme gücü zirveye çıkar.

Sayfa 1 > 2
Reklam