Ege’de bugün fırtına var. Bütün hava raporları çok yakında yağışların özellikle kar yağışı olarak tüm yurdu etkisi altına alacağını söyleyip duruyor. Bense hepsini yalanlayan bir coğrafyadayım. İzmir’in havası bende hep naneli bir limonata içiyormuşum etkisi yapar. Bu sefer de farklı bir tat bırakmıyor. Fırtınanın da etkisi ile arabadan indiğimde hani ilk yudumda hafif bir ekşilik ile irkilir gibi oluyorum, sonra Eski Foça sokaklarında yürüdükçe limonun tadı ile şeker birleşiyor sanki ve yüzüme bir gülümseme yayılıyor. Hani bütün bardağı içersiniz de dibindeki taze naneyi şöyle bardaktan alıp çiğnersiniz de bir ferahlık yayılır ya içinize sokaklar da o denli boş sessiz… Saatini 3 liraya kiraladığımız bana biraz büyük gelen bisikletimle özgürce bir o yana bir bu yana pedal çeviriyoruz. Bir ressamın fırçasından çıkmış gibi naif evlerin sıralandığı sahilde; 83 yaşındaki anneannemle sinemada izlediğimiz, her sahnesinde ağladığımız, çıktığımızda rahmetli dedem için gözyaşları döktüğü İLK AŞK filmi geliyor gözümün önüne kare kare.
O an kumsala inip gazoz içmek geliyor içimden, şöyle bir bakındığımda o sahildeki derme çatma mavi tahta sandalyeli çay bahçesini görüyoruz. Kediler ile yan yana martıları seyretmek, rüzgarda saçlarımız karmakarışık ellerimizin arasında tuttuğumuz sıcak fincanlarda sahlep içmek. Karşı masada renk cümbüşü gibi giyinmiş küçücük esmer bir kızın gökkuşağı lolipop’unu emesi. Beyaz evinin camından bakan pamuk saçlı, mavi kazaklı teyze. Köşedeki kaldırımdaki peynir tenekelerinde yetişen fesleğenlerin rüzgarla bize gelen kokusu, İyot pansiyonun ardına kadar açık kapıları ve kapıdaki “gelince arayın 0532…… hemen gelirim, yakındayım” notu, limandaki lokmacıda yeni kızaran lokmaların tadı … O an ceplerimde telefonumu arayıp, hemen Saffet’e mesaj göndermek geldi içimden…. İşte cennetimdeydim, çok yakında, çok bizden, çok naif… Elimi uzattığım her yerde dokunabiliyorum cennetime, Arnavut kaldırımlarında, bisikletin gidonunda, fırınlanmış toprak kaplarda, fok heykellerinde, çarşıdaki fırının simitlerinde, balıkçı teknelerinde, deniz kenarındaki ağlarda, askeriyenin yamacındaki çay bahçesinin tahta taburelerinde… Daha neler neler… Ben cennetime dokunurken, foça’da benim yüreğimi okşadı… Bir banka oturdum, uzattım ayaklarımı, kapadım gözlerimi ve yüzümü güneşe çevirdim, çıkardım saçımı sıkı sıkı topladığım tokayı, saçlarımı da bıraktım rüzgara…
Asude Akınlı
Bu makale http://www.1gezgin.com sitesinden alıntıdır.





