Geriye dönüş, cenette düşülen notlar ile... PDF Print E-posta yaz

Image

Salı gecesi saat 23:40. Uyku hafif hafif gözlerimde gezinmeye başlamış, gözümün biri televizyonda, biri bilgisayarımın ekranında… Birden bire gecenin sessizliğinde bir sms alarmı yankılandı, hemen uzandim açtım. Sevgili dostum Saffet’den geliyor. Bir an düşünüyorum, genelde bu saatte mesaj atmaz ama heralde uzaklarda bir yerdedir diyorum. Doğru tahmin! Mesaj ise aynen şöyle; “Şu anda binlerce kilometre ötede, Bora Bora’da okyanusun tam üzerindeyim, kaldığım oda okyanusun tam üzerinde, yerler cam ve yattığım yerden balıkları, süngerleri izliyorum, tam da şimdi cennete dokunuyorum”. Ertesi sabah yoğun mücadeleler ile geçecek bir güne kendini hazırlamaya çalışan hafif karamsar, şu sıralar biraz melankolik, ara sıra kaçıp gidesi gelen bir insana bu mesaj gönderilir mi? Mesajı okudum ve ilk kez Saffet’e cevap yazmadım, kimbilir belki biraz kızdım, belki de kıskandım. Ve bilgisayarı kapatıp yattım. Peki sonra ne yaptım? O kadar uzaklara gitmeme gerek yok dedim ve çok sevdiğim bir arkadaşımla, kendi cennetime dokunmak için 3 gün sonra heyecan içinde yollara düştüm…

Ege’de bugün fırtına var. Bütün hava raporları çok yakında yağışların özellikle kar yağışı olarak tüm yurdu etkisi altına alacağını söyleyip duruyor. Bense hepsini yalanlayan bir coğrafyadayım. İzmir’in havası bende hep naneli bir limonata içiyormuşum etkisi yapar. Bu sefer de farklı bir tat bırakmıyor. Fırtınanın da etkisi ile arabadan indiğimde hani ilk yudumda hafif bir ekşilik ile irkilir gibi oluyorum, sonra Eski Foça sokaklarında yürüdükçe limonun tadı ile şeker birleşiyor sanki ve yüzüme bir gülümseme yayılıyor. Hani bütün bardağı içersiniz de dibindeki taze naneyi şöyle bardaktan alıp çiğnersiniz de bir ferahlık yayılır ya içinize sokaklar da o denli boş sessiz… Saatini 3 liraya kiraladığımız bana biraz büyük gelen bisikletimle özgürce bir o yana bir bu yana pedal çeviriyoruz. Bir ressamın fırçasından çıkmış gibi naif evlerin sıralandığı sahilde; 83 yaşındaki anneannemle sinemada izlediğimiz, her sahnesinde ağladığımız, çıktığımızda rahmetli dedem için gözyaşları döktüğü İLK AŞK filmi geliyor gözümün önüne kare kare.

Image

O an kumsala inip gazoz içmek geliyor içimden, şöyle bir bakındığımda o sahildeki derme çatma mavi tahta sandalyeli çay bahçesini görüyoruz. Kediler ile yan yana martıları seyretmek, rüzgarda saçlarımız karmakarışık ellerimizin arasında tuttuğumuz sıcak fincanlarda sahlep içmek. Karşı masada renk cümbüşü gibi giyinmiş küçücük esmer bir kızın gökkuşağı lolipop’unu emesi. Beyaz evinin camından bakan pamuk saçlı, mavi kazaklı teyze. Köşedeki kaldırımdaki peynir tenekelerinde yetişen fesleğenlerin rüzgarla bize gelen kokusu, İyot pansiyonun ardına kadar açık kapıları ve kapıdaki “gelince arayın 0532…… hemen gelirim, yakındayım” notu, limandaki lokmacıda yeni kızaran lokmaların tadı … O an ceplerimde telefonumu arayıp, hemen Saffet’e mesaj göndermek geldi içimden…. İşte cennetimdeydim, çok yakında, çok bizden, çok naif… Elimi uzattığım her yerde dokunabiliyorum cennetime, Arnavut kaldırımlarında, bisikletin gidonunda, fırınlanmış toprak kaplarda, fok heykellerinde, çarşıdaki fırının simitlerinde, balıkçı teknelerinde, deniz kenarındaki ağlarda, askeriyenin yamacındaki çay bahçesinin tahta taburelerinde… Daha neler neler… Ben cennetime dokunurken, foça’da benim yüreğimi okşadı… Bir banka oturdum, uzattım ayaklarımı, kapadım gözlerimi ve yüzümü güneşe çevirdim, çıkardım saçımı sıkı sıkı topladığım tokayı, saçlarımı da bıraktım rüzgara…

Asude Akınlı

Bu makale http://www.1gezgin.com sitesinden alıntıdır.


Bu habere benzer haberler:
Bu kategoride önceki haberler:

Last Updated on Tuesday, 17 March 2009 21:51
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Banner

Konuk Yazarlarımız

Asude Akınlı

 Yazarın toplam 13 yazısı bulunuyor. Tüm yazılarını görmek için tıklayın. Tüm Yazıları (13)